İnsanlar kendini paranoyak okumaya kaptırdıklarında, kendilerini ve diğerlerini eksik bulmayı öğrenir. "Eğitilmiş" olmak, birini kendisinin pedagoğu haline getirir, İmparatorluk hakkında, tahakküm hakkında, şiddet hakkında tespitler saçarız ve diğerlerini zamanla naif ve cahil olarak görme eğilimi içinde oluruz.
Paranoyak okuma ve onun yetişkinlikle ve rasyonel mesafelilikle ilişkisi, patriyarkal beyaz üstünlüğü üzerine kurulu olan okulla aktarılır. Şüpheye, mükemmeliyetçiliğe ve kendimizde ve başkalarında durmaksızın kusur arayışına dayanan paranoyak okuma, bizim dünyayla ve ezelden ebede var olan dönüşüm ihtimaliyle neşe içinde bir temas kurmamızı engeller.
En önemlisi, paranoyak okuma ve eksiklik bulma, kendine özgü zevk ve ödülleriyle kendi duygulanımsal ekolojisini oluşturur. Yetersizliği öngörebilen ya da ortaya çıkarabilen biri olmanın getirdiği bir doyum olabilir. Bu paranoyak tutum güven ve konfor sağlayabilir, çünkü yeni bir şeyle karşılaştığımızda ne yapacağımızı biliyor olduğumuza dair inancımızı onaylamamıza yardımcı olur. Sürekli olarak kusurları ortaya çıkarmaktan zevk alıyor olabiliriz ve hatta bu, bir yere ait hissedebilmemizin yollarından biri haline gelebilir.
Toplumsal hareketlerin dönüştürücü potansiyelinin içeriden çökertilmesinin kalbindeki sorunun şu olduğunu düşünüyoruz: paranoyak okumanın yeni şeyleri kucaklama ve yeni şeyler tarafından kucaklanabilme kapasitesini çökertmesi. Mesafeli bir muhakemede bulunmak, olup bitene uzaktan bakmak anlamına gelir. Oysa deneyimleyebilmek için, hazırlıksız yakalanmanın ve incinmenin getireceği riskleri de göze alarak, açık ve yaralanabilir olmak gerekir. Paranoyak bir bakış açısıyla bakıldığında şükran, kutlama, merak ve açıklık en iyi ihtimalle naif ya da potansiyel olarak tehlikelidir. Her şey tahmin