Emrah çelik

Emrah çelik
@Emrahc2626
Sınıf öğretmeni
Lisans
İstanbul
Eskişehi
4 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Size gidiyor taze kuzular, mor lahanalar! Oturup cavırlarla yiyorsunuz! Ama siz hangi aşları pişirdiniz bunca yıldır yoksullara? Hangi kuşları kondurdunuz Kemal Paşa ölüp gittikten beri başımıza? Vergi dediniz aldınız! Asker dediniz yoldunuz! Oy dediniz sandık sandık verdik ay deşilesiceler! Hacılar sizinle, hocalar sizinle! Kurullar; üyeler emrinizde! Kalemler, tüfekler emrinizde! Telsizler aynalar, dinleme cihazları emrinizde! Otoposlar, miniboslar size çalışır! Ha ne olurdu biraz da siz yoksullara çalışsanız? Kuruduk, kebap olduk kıraçlarda, ne olurdu bir arıkçık su vereydiniz? Alçalttık belimizi, bindikçe bindiniz.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ölmek bir şey değildi, kafasında ne ölümün hayali, ne de korkusu vardı. Ama yaşamak, bir tepenin yamacında, rüzgarda dalgalanan bir tahıl tarlasıydı. Yaşamak gökyüzünde bir şahindi. Yaşamak samanların uçuştuğu harman yerinin tozunda toprak bir su testisiydi. Yaşamak, altında bir at, bacağının altında bir karabina, bir tepe, bir vadi ve kenarı ağaçlı bir dere, vadinin karşı yamacı ve öteki tepelerdi.
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü; bilgelik çağıydı, ahmaklık çağıydı; inanç devriydi, inançsızlık devriydi; aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi; umudun baharıydı, umutsuzluğun kışıydı; önümüzde her şey vardı, önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete ya da hep birlikte doğruca diğer yola...
Zaman (malum meseledir) bazen kuş gibi uçar, bazen de solucan gibi sürüne sürüne gider ama insanın en çok hoşuna giden, zamanın çabuk mu, yavaş mı, nasıl geçtiği fark edilmeden geçip gitmesidir.
Yeni giysilerini giyemeyen sabırsız bir çocuğa ne denli sıkıcı gelirse bayramdan önceki gece, öylesine sıkıcı bu gün de.