nocooyrexty

nocooyrexty
@EmreAslan7
15 okur puanı
Nisan 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·520 syf.··
Beğendi
·
2021 22. kitabı
—Öncelikle söylemeliyim bu uygulama benim not defterimdir. Kendim tekrar okumak için yazıyorum. Bir delinin kendine ne söylediğini duymak isterseniz doğru yerdesiniz. Spoiler içerir dememe gerek yok sanırım hayatımın kendisini de içeriyor.——— Ahh Emre ! Söyleyecek çok şeyin olduğunda hep susmayı tercih ediyorsun. Anlatacak o kadar çok şeyim var ki. Bir yerden girelim konuya. Nabzım arttıkça sesim yükselir benim. İlk aşık olduğum kızı hatırlattı bana her anı. Kızlarla her zaman profesyonel konuşabilen, havasından taviz vermeyen ben, onu o kadar tepede görüyordum ki.. imkansızdı benim için. Daha doğrusu imkansızlaştı. Martin Ruth’a ilk görüşte aşık oldu. Çünkü onu modern elbiseyle bembeyaz bir ten ile sevimli konuşmasını gördü. Yine Ruth’u sokak arasında pazarda görseydi aşık olur muydu ? Bence hayır. Ruth’u farklı olduğu için sevdi. Söylesene Emre, zaten elin yüzün düzgün olduğu halde ilk aşık olduğun kızın yanına yakışabilmek için kendine kusur uydurup onları kendi çapında düzeltmeye çalışmadın mı ? Yırtık ayakkabından utanmadın mı ? Nasırlı elinden utanmadın mı ? Sevgili olursak onun hayatına gezdiği yediği şeyleri alamam diye sevdiğini söylemeyi geciktirmedin mi? Kısa sürede milyoner mi olacaktın? Para aşkta önemli değildi. Simit de yenirdi. Mesele simiti sevmeyen birine simit ikram etmekti. Kendinde kusur aradın ve en mükemmel insanı yaratmak için kasıldın. Eğer buraya kadar okuduysanız devamını okumayı da sürdüreceksiniz. İlk aşık olduğum kıza da diğer kızlar gibi davranmıştım. Cool, rahat, kendim gibi. Ve bakın ne olmuş. Bana aşıkmış ilk zamanlar. İlk tanıdığı zamanlar. Evet evet aynı Lizzie gibi değil mi? Ben onu farketmedim. Martin ve Lizzie gibiydik. O bana ilgi duyuyordu ve benim haberim bile yoktu. Zaman geçti ve ben Lizzie’den
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·261 syf.··
2021 20. kitabı
Kötülük doğuştan mı gelir? Her insan içinde bir kötülükle mi doğar yoksa dünyadan mı edinir? Bebekler ve çocuklar gerçekten birer melek mi? Bembeyaz tüysüz, pürüzsüz ciltler, güzel bir yüz, başka insana muhtaçlıktan gelen merhamet onları iyi kalpli yapar mı? Tüm bu soruların cevabını arıyorsanız bulamayabilirsiniz ama tartışmaya açık bir konu. Çünkü felsefenin alanına dahil olan bir konu. Kötülük doğuştan mı geliri konu alan bir kitap esasında. Yazarı bir öğretmen ve bu en çok satan kitabı. William Golding bu kitabı Mercan Adası kitabına bir cevap olarak kaleme almış. Bildiğiniz gibi Mercan adası yeryüzünde adeta bir cennet. Oraya düşen bir avuç beyaz Britanyalı çocuk. Hepsi saf hepsi temiz. İşte Mercan adası bu İngiliz çocukların kurduğu medeniyeti anlatıyor. Saf iyilik ve güzellikten oluşan bir krallık ya da Cumhuriyet :). Sineklerin Tanrısında da bu tip bir ada hatta aynısı gibi. Yine Britanyalı beyaz çocukların adası. Ama farklar var, bizim çocuklar savaştan kaçarken kendilerini bu adada buluyorlar. Kurtulmak için kısa bir çaba gösteriyorlar. Kısaca ada bir cehenneme dönüyor. Çocuklar birer şeytan mı ama? Değil. Çocuklar birer melek mi? Değil. Yazara göre bu çocuklar birer insan. Hepsinin içinde iyilik ve kötülük var evet doğuştan hem de. Saf iyi olan da var saf kötü olan da. Adaya ilk düştüklerinde çocukların üstünde bir güç oluyor, bir baskı. İlk domuzu öldürürken özellikle. Yapamıyorlar. Ama sonra burda her şey yasal deyip gaflet kelimesinin her anlamını yaşıyorlar. Temelde içimizde var olan duyguların denetimsiz hali karakteri betimliyor. Japonlar diyor ya insanların üç yüzü var. Herkesin gördüğü, sadece yakınların gördüğü ve kimsenin görmediği yüz. Burda hepsi açığa çıkıyor. Sonuç olarak biz irade sahibi olan insanlar gibi yaşıyoruz. İyi ve kötüyü
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Finlandiya’nın Finlandiya’sı
Puan vermedi·240 syf.··
2021 19. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2021 22:15
Öncelikle bu kitapla tanışman eğitim ve para için verdiğin savaşın darbesiyle ilişkilidir. Kitapta Finlandiya’nın nasıl reformlar yaptığını ve neyi doğru yaptığını gördük. İlk bölümde her devletin bir doğumu ve ölümü olduğunu anlıyoruz. Bu ölümün tek sebebi ise çağa ayak uyduramamak. Zaman öyle bir gelir ki en doğru bildiğiniz bir bilgi artık yanlıştır ve bu gibi değişimlere açık olmamak devletin ölümünü getirir. Peki bu devlet ölmesin diye hep bir Atatürk çıkartmalı mı? Bu kahramanlar nasıl çıkıyor? Napeollon Fransa’da doğmasa da o kişi olur muydu? Bu konuda İskoç yazar Thomas Carlyle şöyle diyor: Halk bir saman gibidir yanmak için alevini bekler. Bir kile benzer ve sadece onu şekillendirecek ustasını bekler. Rus yazar Tolstoy ise: Halk gemi gibidir akıntıyı kendisi oluşturur ve liderini seçer. Bir buluta benzer halk şimşek için elektriğini de kendi seçer. (Tabi bunlar onların fikirleri benim ise uyarlamam.) Biz her şeyden sonra ne anlıyoruz? İki yazarın farklı fikirde olduğunu mu? İki yazarda ortak aslında. Birbirini tamamlarlar. Finlandiya. Kurak bir coğrafya, verimsiz topraklar. Kayalıklar ve taşlardan oluşan soğuk bir bitkinlik ve onlardan harikalar yaratan verimli insanlar. Jarwinen ve Karopek. Madalyonun iki yüzü. Biri hayatta bir çok şeyi başarmış zengin bir iş adamı. Diğeri ise hayatta bir çok suçu işlemiş bir adam. Ama işin komik yanı bu iki insan çocukluk arkadaşı. Aynı okula gidiyorlar, aynı yemeği yiyorlar, aynı tastan su içiyorlar ama bambaşka iki hayat yaşıyorlar. Jarwinen bu durumu halkın insan üzerinde yansıması olarak değerlendiriyor. Halk o fikri diretiyor insana. Ama kişi karakteriyle özleştiriyor durumu. Örneğin bir baba çok fakir ve çocuklarına sürekli fazla malın insanın ruhuna zarar olduğunu öğretebilir. Birinci çocuk bunu kabul eder ve
Eğitim
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Koridor Yayıncılık · 2007124,6bin okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2021 18. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2021 16:41
The Wall Street Journal gazetesinin iki başarılı gazetecisinin araştırma merakıyla yazılıyor kitap. Onların merakı ve yeni ile eskiyi karşılaştırma isteği blockchain ve kripto paraları anlamamıza imkan sağlıyor. Kitap 12 ya da 14 bölümden oluşuyor (net değil çünkü anlama kabiliyetinize göre bölümlemek daha iyi olacaktır). Not: Açıklamalarım spoiler içerecektir. Öncelikle söylemeliyim ki bu uygulamayı kendime dijital bir not defteri olarak kullanıyorum. Tıpkı parayı dijital olarak kullanma isteğim gibi. Yorumlarım tamamen şahsi olarak akli çıkarlarımadır. Giriş: Dijital Bir Çağ İçin Dijital Para Birimi İlk bölümde Afganistanlı ataerkil bir aile yapısıyla yetişmiş parasını korumasının bile erkeklere düştüğü Parisa Ahmedi işleniyor. Bir genç kızın mücadelesi ele alınıyor ama önemli olan ona ödemeyi yapan Film Annex. Annex bitcoin ile ödeme yapıyor ama tekrar dönüşecekse milli paraya bunun amacı nedir? BitLanders sayesinde bitcoin hediye çeklerine ve ürünlere dönüştürülebilir oldu. Ama medyada bu hikayeyi duymazsınız sadece risk ve korkudan ve para hırsı için varını yoğunu buraya basıp intihar edenlerin haberlerini duyarsınız. Giriş bölümünde bankaların, cartların, curtların kısacası aracı kurumların sömürülerine ve yavaşlığına değiniliyor. Ayrıca bu teknolojiyi anlamanın 5 yoluna. Küçük görme, şüphecilik, merak, berraklaşma, kabullenme. Babil’den Bitcoine İkinci bölümde para nedir banka nedir ve takas ve altın gibi kavramlardan bahsedilir. Üçüncü kişiler aracılar ah ah. Hem de gazetecilerden birinin Arjantin anısı anlatılır. İkinci bölümde çok şey anlatılır ama asıl olan bir sözcük var: Güven. İnsanların güveni değer kazandırır ya da kaybettirir. Kripto paraların bu kadar spekülatif olması da burda. Henüz güven minimumda. Devletler bile kendi para
Kriptopara ÇağıPaul Vigna · Buzdağı Yayınevi · 201761 okunma
Puan vermedi·129 syf.··
2021 10. kitabı
Gorgias temel olarak retorik kavramını ele alıyor. Retorik bir düşünceyi övme, asıl olarak bir topluluğa kabul edilme sanatı olarak tanımlanıyor. Ama Sokrates’e göre sanat olmayı bırak retorik bir dalkavukluktur diye insanlara anlatıyor. Kitapta retorik kavramını insanların politik bir çıkar haline getirildiğinden bahseden Sokrates, doğruyu yaymanın da çıkar ilişkisine göre değişebileceğinden bahsediyor. Bu düşünceyi kendime göre basit bir şekilde açıklayacağım. Örneğin bir avukatı düşünebiliriz. Bir suçluyu savunur ve karşılığında bir gelir elde eder. Benim öğrendiğim avukatların yapması gerekenin herkesin hak ettiği cezayı alması gerektiği. Çünkü Sokrates ceza çekmeyen bir suçlunun mağdurdan bile mutsuz olacağını anlatıyor. Suçlu eğer hak ettiğinden fazla ceza alırsa mağdur olan o olur. Ama hak ettiğini alırsa şikayet de etse işin sonunda mutlu olacaktır. Diğer bir konu da bir insan milyar dolarlar dolandırdı ve bir yerde kendi dünyasında yaşıyor. Ama nasıl olur da bu insan mutlu olamaz. İnsanları kandıran ve bir çok halt yiyerek zenginleşen insanların mutlu olamayacağına inanmak zaman aldı benim için. Lisede yaşadığım bir anım aklıma geldi şimdi. Benim içimde varmış bu düşünce. Lise üçüncü sınıftayım o zamanlar. Bir suç işlenmiş ve beni öğretmenler suçluyor. Üç öğretmen, ben ve hemen yanımda o zamanlar çok aşık olduğum bir küçük hanım vardı. Öğretmenler kendi arasında tartışıyorlar bu suç için. Ben de o kadar rahatım ki görmeniz lazım yani. Huzura ermişim. Rahatlığımın sebebi haklı oluşum ve kendimi anlatmaktaki özgüvenim tabi ki. Ama sevdiğim kız koluma dokundu o anda. Emrecim anlatsana artık bak ceza alacaksın diye dürttü beni. Ben de ona bir havayla ”rahat ol, o iş bende” dedim keskin bir bakış atarak. İkimiz de suçsuz olduğumu biliyorduk ama o benim
Felsefe-Düşünce
GorgiasPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,877 okunma