Eski insanlar, talihsizlikten kendi paylarına düşeni kabul etmekte zorluk çekmiyorlardı. Mesela insanlar, ölüm duygusuyla barışık yașıyorlardı. Vefat etmeden evvel kefenlerini alıyorlardi, hatta en yoksul insan bile kefen parasını bir kenara ayırıyordu. Onlar için hayatın, akıp ölüme katılmaktan başka bir gayesi yoktu. Ölüm bir kesinti hâli değil, bir devamlılık hâliydi. Yani varlık, boyut değiștiriyordu. Şimdiyse, bilinçteki kırılmadan sonra ölüm, kaçınılacak ve mücadele edilmesi gereken bir șey hâline geldi. Bunun gibi, bedenin kırılganlığı, acziyet, fânilik gibi șeyler hep mücadele edilmesi gereken șeyler oldu.
Modern tip ölümle ve acıyla savașıyor. Jung'un çok güzel bir tespiti vardır, der ki: "İnsanın kendini dönüştürebileceği bilinç,
acıyla başlar."
Acıyı hissettiğimiz anda bir șeylerin yolunda gitmediğini, hayatta bir şeyleri eskisinden daha farklı yapmamız, daha
farklı ele almamız gerektiğini hissederiz. Acıyı hayatından kovan, Hazreti Eyyûb'un sabrını idrak edemeyen bir anlayış, gerçek manada hissedilen itminan duygusunu da kovmuş oluyor.
Sayfa 38 - Turkuaz yayınevi, Kemal Sayar·Kitabı okudu