Bizim zamanımızda hoşlanıp beğendiğimiz kıza öyle kolay kolay açılamazdık. Gece yarıları sessizce hayal kurardık. Arabesk şarkılar çalardı radyoda; biz de o şarkıların içinde kendi duygularımızı arardık. Onun saçlarını okşamayı, gülüşünü izlemeyi, elini bir anlığına tutabilmeyi hayal ederdik. Ama aklımızdan daha ilerisi geçmezdi. Hayallerimize bile saygımız vardı; kalbimizdeki duygular tertemizdi.
Sevmenin bile bir edebi, bir utancı vardı o zamanlar. Duygularımızı kolay kolay dile getiremezdik. Kalbimiz dolup taşsa da dilimiz susardı. O yüzden mektuplar yazardık… Titreyen ellerle, defalarca silip yeniden yazdığımız satırlarla. Çünkü yüreğimizin sesini dilimiz söyleyemezdi ama kalemimiz anlatırdı.
Bir bakışa günlerce anlam yüklerdik. Bir gülüşe aylarca umut bağlardık. Onu bir kez görmek için sokak başlarında saatlerce beklerdik. Belki sadece uzaktan görmek bile yeterdi kalbimize.
Biz öyle sevdik…
Sessiz, derin ve tertemiz.
Gösterişsiz ama yürekten.
Harbi sevdik, saf sevdik.
Şimdi zaman değişti belki, insanlar değişti. Ama o günlerdeki sevginin masumiyeti hâlâ hatıralarımızda yaşıyor. Çünkü biz sevmeyi kalpten öğrendik; karşılık beklemeden, kirletmeden, incitmeden.
Bizim sevdamız sessizdi ama gerçekti…
Az konuşur, çok hissederdik.
Ve belki de bu yüzden;
en güzel sevdalar bizim zamanımızda yaşandı.