Mehmet alper

Mehmet alper
@Endless_darkness
Beyazhayaller_Siyahgerçekler
Gerçeği örtme, yarını yitirme.
Tarih bize şunu gösteriyor: Devletler çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden aşınarak çöker. Eileen Power, Roma’nın çöküşünü anlatırken insanların “ebedî imparatorluk” inancıyla gerçekleri görmek istemediğini Romalıların “Roma ebedidir” inancıyla gerçeği görmek istemediğini söyler. Çürüme büyürken hamaset büyümüş, eleştiri ise ihanet sayılmıştır.Oysa çürüme çoktan başlamıştır; kurumlara güven zayıflar, adalet tartışılır hale gelir ve toplum eleştiriyi düşmanlık saymaya başlar. Mesele parti meselesi değil. Mesele adalet, liyakat ve güven meselesi. Eleştiri düşmanlık değildir. Bazen bir ülkeyi ayakta tutan tek şey, gerçeği söyleme cesaretidir. Bugün konuşulması gereken şey sloganlar değil; hukuk, liyakat ve toplumsal güven meselesidir. Çünkü tarihte hiçbir devlet yalnızca “ebedî” olduğuna inanarak ayakta kalmamıştır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
“Dünyanın sefâsına dalanlar, boş ümitlerle avunsun dursun. Sen ise ey mü’min, himmetini dünya yapma! Yiyemeyeceğin kadar mal toplamaya, oturamayacağın binalar yapmaya, ulaşamayacağın arzulara kapılma. Çünkü her şeyin hazinesi Allah katındadır ve O, ancak belli bir ölçüyle indirir. Aldırış etme; yakında gerçek uyanış gelecektir."
Din
“Sevdamızın sesi yoktu ama yüreğimizde yankısı çoktu.”
Bizim zamanımızda hoşlanıp beğendiğimiz kıza öyle kolay kolay açılamazdık. Gece yarıları sessizce hayal kurardık. Arabesk şarkılar çalardı radyoda; biz de o şarkıların içinde kendi duygularımızı arardık. Onun saçlarını okşamayı, gülüşünü izlemeyi, elini bir anlığına tutabilmeyi hayal ederdik. Ama aklımızdan daha ilerisi geçmezdi. Hayallerimize bile saygımız vardı; kalbimizdeki duygular tertemizdi. Sevmenin bile bir edebi, bir utancı vardı o zamanlar. Duygularımızı kolay kolay dile getiremezdik. Kalbimiz dolup taşsa da dilimiz susardı. O yüzden mektuplar yazardık… Titreyen ellerle, defalarca silip yeniden yazdığımız satırlarla. Çünkü yüreğimizin sesini dilimiz söyleyemezdi ama kalemimiz anlatırdı. Bir bakışa günlerce anlam yüklerdik. Bir gülüşe aylarca umut bağlardık. Onu bir kez görmek için sokak başlarında saatlerce beklerdik. Belki sadece uzaktan görmek bile yeterdi kalbimize. Biz öyle sevdik… Sessiz, derin ve tertemiz. Gösterişsiz ama yürekten. Harbi sevdik, saf sevdik. Şimdi zaman değişti belki, insanlar değişti. Ama o günlerdeki sevginin masumiyeti hâlâ hatıralarımızda yaşıyor. Çünkü biz sevmeyi kalpten öğrendik; karşılık beklemeden, kirletmeden, incitmeden. Bizim sevdamız sessizdi ama gerçekti… Az konuşur, çok hissederdik. Ve belki de bu yüzden; en güzel sevdalar bizim zamanımızda yaşandı.
Şiir
“Ben sana bir ömür verdim, sen bana bir ömürlük yara bıraktın.”
Kaderin nereye savurduğunu bilmeden yürüyen bir yolun içindeyim; kalbimde sana ait derin bir sevda, içimde ise anlatamadığım bir kırgınlık var. Seni sevdiğimi inkâr edemem ama bu sevdanın beni sürüklediği karanlık kuyulara da göz göre göre atlayamam. Belki düşerim, belki dizlerimin üstüne çökerim, ama yine de kendi yaralarımı kendim sararak ayağa kalkarım. Çünkü senden “beni sev” diye bir söz istemek, kalbimi bir yalana emanet etmek gibi geliyor bana. Ve böylece içimde büyüyen bu sessiz sevda, gençliğimin en güzel baharını hüzünlü bir hatıraya çevirip yavaşça uzaklaşıyor. 🖤
“Seni öyle bir sevdim ki; ne senden vazgeçebildim ne de kendimi bu sevdanın enkazından kurtarabildim.”