Hani derler ya; "Kızlar annelerinin kaderini yaşar" diye... Bu sadece bir söz değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir sessiz vasiyet sanki. Annemin gece yürüyüşleri, belki de gündüz sığamadığı o dar alanların, bastırılmış seslerin bir dışavurumu.
Ama asıl mesele, bu uykulu adımların bile hep aynı merkeze çıkması: Erkeği odak noktasına alan o görünmez aks. Şehnaz’ın bir akademisyen soğukluğuyla takındığı o mesafeli ama bir o kadar geleneksel tavrı, aslında anneannemin attığı tohumların birer yansıması. Akademik kimliklerin altına gizlenmiş, ataerkil sistemin "pervane" olma hali...
Biz ne zaman kendimiz için yürümeyi öğreneceğiz? Annemin uykusunda aradığı yolu, biz uyanıkken bulabilecek miyiz? Yoksa biz de mi bu döngünün birer parçasıyız?Pervane olmayı bıraktığımızda kendi güneşimiz olacağız..