“Bilirim, bilirim sormaz benim miniğim...” Boynuna dolan mış asılmış kalmış, tüm odayı içki kokusu doldurmuş...
Elini karnına koyuyor, “Nasıl bizim oğlan, ha nasıl” diyor...
Göbek bağlamış herif, evlenmeden önceki o tatlı, o kültür lü adam bu mu? Bu mu benim neşeli, cıvıl cıvıl kardeşim... Saç baş dağılmış, şişmanlamış, irin gibi bir surat...
Tiyatrocu bana dönüyor, “Heey, baldız, sen tiyatroyu sever sin, görecektin dün bizi” diyor...
Birden midem bulanıyor, karşımdaki tablo iğrenç bir şey:
“Bok herif tiyatron batsın, şu kardeşimin haline bir baksa na” deyip kapıya doğru koşuyorum...
Önce anlayamıyor, “Ne varmış kardeşinin halinde” filan gibi bir şeyler geveliyor, sonra arkamdan seğirtiyor, “Pis ca dı, hiçbir kadın bana böyle bir söz söyleyemez” diye koşuyor...
“Bundan sonra hazırlan, söyleyecekler” diyerek, koşuyo rum, kendimi caddeye atıyorum...
Galiba yapmamalıydım, onlara karışmaya ne hakkım var, kardeşim ne kadar üzülmüştür şimdi..