Ağustos güneşi tepemizde, yıllar gelip geçiyor, dağlarda ve ormanlarda her şey sessiz daha huzurlu oluyor. Düşünceler bugüne kadar hiç görmediğim tarzda ufkumun üstüne çıktı - onları dile getiremiyorum ... duygularımın yoğunluğu hem titrememe hem kahkaha atmama yol açıyor... dün yürürken... duygusalıktan değil coşkudan gözyaşları döktüm, ağlarken bir yandan şarkı söyledim, saçma sapan laflar ettim, tüm diğer insanlardan önce yepyeni bir hayalle doldum.
Sayfa 474 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
İşte deniz, burada şehri unutabiliriz ... Her şey durgun! Deniz orada solgun ve pırıltılı uzanıyor, konuşamıyor. Gökyüzü, sonsuz sessiz akşam oyununu kırmızı, sarı ve yeşille birikte oynuyor, konuşamıyor. Küçük kayalar ve kaya şeritleri en ıssız yeri bulmak için denize yuvarlanıyor; bunların hiçbiri konuşamıyor. Aniden üzerimize çöken bu korkunç sessizlik hem güzel, hem tüyler ürpertici, bu sırada insanın gönlü kabarıyor ... Konuşmaktan nefret etmeye, hatta düşünmekten nefret etmeye başladım; ... Ah deniz, ah akşam! ... İnsana insanlığı bırakmayı ögretirsiniz, insan size teslim mi olsun? Sizin şimdi olduğunuz gibi solgun, pırıltılı, suskun, heybetli mi olsun, kendinden çıkıp mı dinlensin? Kendinden mi yükselsin?
Sayfa 436 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
“Sürünün en çok nefret ettiği şey, farklı düşünen bir insandır. Sürü aslında onun görüşünden nefret etmez, ancak bu kişinin kendi başına farklı düşünme cesaretine sahip olmasını sevmez. Bu, sürünün tam olarak anlayamadığı bir şeydir."
Arthur Schopenhauer
…bu güçlü, aynı türden, karakterli bireyler temelinde kurulmuş bu cemaati bekleyen tehlike, kalıtım yoluyla yavaş yavaş artan ve artık her türlü istikrarlılığı bir gölge gibi izleyen aptallaşmadır. Bu tür cemaatlerde manevi ilerleme daha çok bağımsız, çok daha güvenilmez ve ahlaki açıdan [yaygın ahlaka göre] daha zayıf bireylere bağlıdır. Yeni şeyleri ve genel olarak çeşitli şeyleri deneyenler onlardır. Bu türden sayısız kişi, zayıflıkları yüzünden çok belirgin bir etkide bulunmadan ölürler; ama genel olarak, hele ki soyları yürümüşse, gevşetici bir etkide bulunurlar ve bir topluluğun istikrarlı unsurlarında zaman zaman bir yara açarlar. Yeni bir şey tam da bu yaralı ve zayıflamış noktadan topluluğun bütününe adeta aşılanır, ama bir bütün olarak cemaat, bu yeniyi kanına alacak ve onu özümleyecek kadar güçlü olmalıdır. Bir ilerlemenin gerçekleşmesi gereken her yerde sapkın yaradılışlar büyük önem taşırlar. Büyük çapta her ilerlemeden önce, kısmi zayıflama gerçekleşmelidir. En güçlü yaradılışlar, türü sabit tutarlar, daha zayıf olanlar ise, onun kendini geliştirmesine yardımcı olurlar.
Sayfa 391 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu