Ben bir başka iklimden çıkıp gelmiştim
Hepsi başka başka iklimlerden
Buluşur gibi çıkıp gelmişlerdi
Boşaldıkça doluyor mapushane
Bir gidenin yerine beşi geliyor
Bir gelenin ardından
Bin beş yüzü eziliyor duvarların ötesinde
Menekşe gecenin koynunda titredi bir çocuk
Sonra düşüp öldü, anlatması zor
Hohlanmış ellerinde buz tutmuş öksüzlük
İncecik dudakları mosmor
Kadın açlıktan ağladı, sevdalı kız utancından
Yatalak nine üç gün öylece unutuldu
Dördüncü gün baktılar kıpırtı yok yüzünde
Gözyaşları boğmuştu onu
Sonra bir gün çıktı ansızın adam içerden
Sonra bir yaz günü
Güneşe baktı içlendi, denize baktı içlendi
Çıkıp bir tepeye "Merhaba millet!" dedi
Kimse hatırlamadı böyle günde gülmesi gerektiğini
Bildiği kadarıyla gitti, ev yoktu, sokak yoktu
Ne kadın, ne kız, ne çocuk ortada
Bir bilen yahut tanıyan çıkmadı kendisini
Öyle taş gibi çöküp kaldı karanlıkta
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ağlarsın,
Umut bir ay gibi batınca saçlarının kıyısından
Bana karanlığın arka sokağında rastlarsın
Ağlarsın.
Hep hüsranla bitiriyorsun hikâyeyi
Neylersin,
Ya ben farkına geç vardım,
(Ya sen çok kötü öğrettin sevmeyi)
Unutursun
Ve yeniden başlar bilinen şiire şair
Bir varmış bir yokmuş
Eylül sokağında
Toprak kokulu bir yağmur sonrası
Bir adam daha geçmiş hikâyeden,
ıslak
ve unutulmuş...
2 Haziran 1975
Ne sen, ne o, ne öteki
Yenilgilerimin
Tek sebebi
Korkak yüreğim
Yorulur en geride kalan
Bütün günler nasıl olsa biten günün benzeri
Her hata nasıl da benzer bir öncekine
Ortaçağ masallarından öte
Gözlerim başlar unutulmaya
Çıkar gelir bir kâbus gibi,
Kırılmış kanadıyla
O yorgun baykuş, nasıl da başlar ötmeye!
Ellerim istediğini kırabiliyor, bunu şimdi denedim
Kızdığımda kinimce küfredebiliyorum artık
Oysa ki yırtılmış yenilgi bayraklarımın gölgesinde
Bir gözlerine hükmedemiyorum,
Ne yazık!
Vurulur en önde çarpışan
Her yenilgim nasıl da benzer öncekine
Bana kahraman demeyin!
22 Şubat 1972, Elazığ
...Sonra
Durdum baktım ki, bir arpa boyu yol gitmişim
Altımda gökyüzü, üstümde yer
Binyol kavşağında süslü bir tabela:
"Dikkat her yol cehenneme gider!"
Güneyde bir zeytin dalına tırmanan göğe baktım
Bir bulutu kesmişlerdi, ağlıyordu
Yağmur duasından dönüyordu kalabalık
Zeytin yaprağına kan damlıyordu
Dedim, biri öpsün beni, çabuk olsun
Ah güvercin, dedim
Ah!
Uçmaktan usanmıyor musun?
Birisinin karnını deştiler orada
Gördüm rengi siyahtı
Düşündüm, bulamadım Tanrım!
Düşünmek de, bulmak da günahtı...
Sonra koştum, koştum ki yol yok artık
Oysa ki ipi göğüslemiştim
Önümde kimse yoktu, ne tuhaf!
Hem birinci hem sonuncu gelmiştim...