... toplumun niceliğinin yerini nitelik alırsa o zaman büyük dünyanın içinde yaşamak için çaba göstermeye bile değer. Ama ne yazık ki yüz delinin arasından henüz bir akıllı bile çıkmıyor. Buna karşılık öteki aşırı uçtaki kimse, sıkıntıya düşer düşmez hemen ne pahasına olursa olsun oyalanmayı ve topluma karışmayı isteyecektir ve herşeyle kolaylıkla yetinecek, kendi kendisinden kaçtığı gibi kaçmayacaktır onlardan. Çünkü, herkesin kendine döndüğü yalnızlıkta, bir kimsenin kendinde neye sahip olduğu ortaya çıkar: işte aptal adam kendi zavallı bireyselliğinin sırtından atamayacağı yükü altında inim inim inliyor; öte yanda yüksek yetenekli kişi, en ıssız ortamı bile kendi düşünceleriyle şenliklendiriyor ve canlandırıyor. Bu yüzden Seneca'nın söylediği çok doğrudur "aptallık kendi kendisinden bıkmaktan mustariptir" Jesus Sirach'ın sözü de buna benzer "delinin yaşamı, ölümden beterdir". Buna göre bütün olarak, herkesin, zihinsel yoksulluğu ve genel olarak bayağılığı ölçüsünde arkadaş canlısı olduğu anlaşılacaktır.
...
...
Eskiden daha iyi bir insandım ama çevremdeki insanlar uzak dururdu, çekinirdi benden... Tuhaftım onlara göre, anlaşılması güç biriydim. Hem üstüm başım da çok kötüydü. Yoksullukla ürküntü arası bir yerdeydim... Ben eskiden, şimdi kapısını korkarak ayarlayıp girdiğim bu camları siyaha boyalı pavyon gibiydim.
Kötülüğün rengine boyanmıştı pavyonun camları. Siyahtı... Oysa ne çok haksızlığa uğramıştır siyah renk... Hem bir mavi, bir kırmızı da kötü, ürkütücü, tehlikeli saydığımız başka dünyaları, öteki hayatları gizleyebilir bizden... Beyaz bile gizler... Kim bilir belki de artık kötülüğü bizden, en çok masumiyetin, iyiliğin simgesi sayılan beyaz gizliyordu...