...
Eskiden daha iyi bir insandım ama çevremdeki insanlar uzak dururdu, çekinirdi benden... Tuhaftım onlara göre, anlaşılması güç biriydim. Hem üstüm başım da çok kötüydü. Yoksullukla ürküntü arası bir yerdeydim... Ben eskiden, şimdi kapısını korkarak ayarlayıp girdiğim bu camları siyaha boyalı pavyon gibiydim.
Kötülüğün rengine boyanmıştı pavyonun camları. Siyahtı... Oysa ne çok haksızlığa uğramıştır siyah renk... Hem bir mavi, bir kırmızı da kötü, ürkütücü, tehlikeli saydığımız başka dünyaları, öteki hayatları gizleyebilir bizden... Beyaz bile gizler... Kim bilir belki de artık kötülüğü bizden, en çok masumiyetin, iyiliğin simgesi sayılan beyaz gizliyordu...
...Birisinin çıkıp onu çözmesini, ruhunun kilidini ayarlayıp onu gerçekten tanımasını istiyor gibi görünse de buna kim kalkışacak olursa hemen ölümcül bir telaşa düşer, içine eskisinden daha çok kapanırdı...
Anlaşılamamak, o yabani gururunu okşuyordu. merak edilsin, nasıl biri olduğu konusunda insanlar birbirinden farklı görüşler öne sürsün istiyordu. Ama ne yapsalar onu tanıyamayacaklarını biliyordu sanki. Böylelikle onlara duyduğu ve nedenini aslında bildiği ama sakladığı o derin öfkenin ve hınç dolu ezikliğin acısını çıkartmış olacaktı...
....
... Burada sadece her şeye gücü yeten zamanın hükmü geçer: bedensel ve zihinsel üstünlükler yavaş yavaş zamana yenilirler, ancak ahlaki karaktere zaman bile dokunamaz.
Biri yaşamında karşısına ilginç olaylar çıkan bir başkasını bu yüzden kıskanırsa onu daha çok bu olaylara onun betimleyişi içinde sahip oldukları önemi kazandırmış olan kavrayış yetisinden ötürü kıskanmalıdır. Çünkü akıllı bir kafada böyle ilginç bir şekilde görülen aynı olay, sığ bir kafanın sıradanlığıyla kavrandığında sadece günlük yaşamın yavan bir sahnesi olacaktır