"Hala Allah'ı bırakıp da size hiçbir şeyle ne fayda, ne de zarar veremeyecek olan put heykellerine mi kulluk yapacaksınız?" diyen Hz. İbrahim'i ateşe attılar.
Bu heykeller bir zihniyeti temsil etmiyor idiyseler, Nemrut'un askerleri taş parçaları için neden Hz. İbrahim'i ateşe atsınlar? Nitekim günümüzde bile, dünyanın çeşitli yerlerinde; özellikle despot idareleri ve dikta rejimleri yüzünden geri kalmış ülkelerde, heykel kıranları en ağır cezalarla cezalandırmaktadırlar ... Heykel kırmayı önlemek için de, halkları aç olsalar bile, büyük masraflarla, sağlam ve kolay kolay kırılmayacak cinsten heykeller yaptırmakta ve bu heykelleri büyük merasimlerle halkın hizmetine -ibadetine dememek için- açmaktadırlar. İnsan haklarının en çok ihlal edildiği ülkeler, diktatörlerinin heykellileriyle bir yerlere varacaklarını sanan ülkelerdir. Aslında o heykelleri yapanlar da, bununla halka bir fayda gelmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Çünkü onların maksat ve gayeleri, halkın refah ve mutluluğu değil, kendi çıkarlarını sağlayan Efendilerinin iktidarlarının devamını sağlamaktır .
O zaman da insanın aklına, "kendilerinden ne bir fayda, ne de bir zarar gelmeyecekse, Hz. İbrahim bu put heykellerini neden kırdı?" suali geliyor ...
Aslında Hz. İbrahim bu heykellerin şahsında, onlann, sömürüye dayalı rejimleriyle, iktidarlarıyla mücadele etmek istiyordu. Çünkü onlar, mutlu bir azınlık için, insanları ezen rejimlerini, resmi dinleri olan puta tapıcılıkla özdeşleştirmişlerdi. Daha doğrusu bu anlam daki din, Marx'ın deyimiyle toplumları sömürmek için insanlara içirilen bir afyondu ... Yani batıl da olsa bu din, Devlet'in çıkarlıırı için vardı... Dolayısiyle Hz. İbrahim'in kırdığı heykeller, Devletin ideolojisini temsil ediyordu. İşte heykeller bu anlamda insanlara zarar veriyordu, onları baştan çıkanyordu... Çünkü insanlar , o put heykelleriyle büyüleniyor, Devlete körü körüne tabi olan birer kul konumuna getiriliyorlardı.
Allah ( c.c) dileseydi, onlara o ağacın meyvesini de helal kılardı. Fakat yüce Yaratıcı, bir meyveyle dahi olsa, kullarını imtihan ediyor: Acaba kendilerine helal kıldığım binlerce nimete rağmen, kulum Benim rızamı unutur da, yasakladığım tek ağaçtan yer mi? .. İnsan, neden binlerce nimete kanaat etmiyor da, Allah'ın yasakladığı meyveye yanaşıyor? Şayet Allah, istisna ettiği bu ağacı da yasaklamasaydı, belki Adem ve Havva, o ağaca -diğerlerinden sıra bulup hiç yanaşmayacaklardı bile ... İşte, meselenin düğüm noktası budur: İlla da haramdan yeme arzusu. Daha doğrusu, haramdan yiyerek, ebedileşme ihtirası.