Sonuçta her şeyi teke indirmek için uğraşmaya başladık. Çünkü doğrusu buydu! Tek Tanrı , tek lider, tek devlet, tek ulus..Ancak hepsinden önce tek düşman !
Teklik kavramı bir buluş , bir mucizeydi . Sonunda herkesin herkesle savaşma ihtimalini , herkesin tek kişiye karşı savaşması gerektiğini savunarak sonsuza kadar ortadan kaldırabilirdik.
Evet , linç , bir tür savaştı . Çoğunluğun azınlığa karşı açtığı bir savaş . Tek olana karşı verilen bir savaş .
Dolayısıyla , bu tek düşmana karşı verilen savaşta , önce aileler , sonra kabileler, en sonunda da topluluklar bir araya geldi. Ve icat edilene kadar eksikliği hep hissedilmiş olan TOPLUM sonunda yaratılmış oldu.
Peki, bütün o insanların bir araya gelmesi için , ihtiyaç duyulan tek düşman kim miydi? Ne önemi vardı ki ! Kimin umrundaydı. Hem savaşlarda , düşmanın adı olmazdı! Düşman , düşman olarak bilinirdi ! Çünkü bir adı olduğu fark edilince bir insan olduğu da hatırlanabilir ve savaş artık o kadar da soğukkanlı geçmeyebilirdi ..
Linç varsa birlik vardı . Birlik varsa kaos yoktu. Kaos yoksa ticaret vardı. Ticaret varsa ilerleme vardı . Ve ilerleme varsa daha çok ticaret vardı ! Sonra da daha çok ilerleme ! Geberene kadar ilerleyebilirdik artık ! Böylece iki ayağımızın üzerine boşuna doğrulmamış olduk. Geleceğe doğru dev adımlar atmak için hazırdık ve bütün bunlar harikaydı ..
İnsanların destelerce doğup düzinelerce öldüğü bir toprakta büyümüştü. Ve tek isteği , her insanın yalnız başına doğup yalnız başına öldüğü bir toprağa gitmekti ..
Olağan zamanlarda halkıyla iletişim halinde bulunan bir lider , herhangi bir krizle karşılaştığında içine kapanır ve kararlarının, ileride sorgulanmaması adına , yönettiği kişilerden Bilgi saklamaya başlar . Bu davranışın bir başka nedeni de , olası paniği engelleyerek toplumsal düzeni , dolayısıyla da otoritesinin sürmesini sağlamaktır.
Kriz zamanlarında Lider; yöneticiliği kişisel bir yükümlülük olarak değerlendirmeye başlar. Bunun sonucunda da halkı için harcamış olduğu emek ve zamanı , bir fedakarlık olarak görür. Krizin uzamasıyla birlikte , liderin içinde biriken bu fedakarlık duygusu , halkına karşı ,iltihaplı bir öfkeye dönüşür . Böylece bir zamanlar uğruna “böbreğini bile vereceği” halkıyla yaşadığı en küçük uyumsuzluk , o iltihabın , düşünce dünyasına sıçramamasına neden olur. Bu da “nankör” halkından ayaküstü intikamlar almasıyla sonuçlanır...
Eğer bilgi, kişinin ayağına kadar geliyorsa , mutlaka ona bir şeyler pazarlamak için üretilmiştir. Ya politik bir yalanı , gerçek diye yutturacak ya da yeni çıkmış bir telefon satacaktır .
Ne de olsa politika ,insan bedenine giren yabancı bir madde gibiydi . Platin bir çubuk kadar yapaydı. Toplumdaki iş bölümünün doğal olarak gelişmemesinin önündeki en büyük engeldi. İnsan bedenine aykırıydı..