• 565 syf.
    ·31 günde·Beğendi·9/10
    İyi bir kitap yazmak için iyi bir okuyucu olmak gerekmiyor. Ya da üniversite amfilerinde, kendini beğenmiş ofis ve makale bağımlısı profesörlerin, ego tatminiyle ders verdikleri sınıflarda yetişmiş birer edebiyatçı olmak kitap yazmak için gerekli bir şey değilmiş.

    Sevgili edebiyatçılar, bu kitap kafiyesiz, bu kitap dil bilimin saçmalıklarından uzak, bu kitap tamamen gerçek bir deneyim.

    Buna yakın bir eser bir bile yazamazken, odalarınızda kitap biriktirerek edebiyatçı olduğunuzu söylemekten sakının.
    (Ben bir felsefeci değilim. Siz de edebiyatçı değilsiniz.)
    Mükemmel bir kitap.
  • 312 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Eğitimciler ve ebeveynler için hazırlanmış bir kitap. Eğitimde millilik kavramını, ilke, yöntem, sorunların çözümü, hedef belirleme, öğretmen eğitimi, anne baba tutumu, öğrenci psikolojisi gibi figürlerin işlenildiği bir kitap. makaleleri okurken güncel sorunlarımızı ne kadar iyi şekilde belirlendiğini ve çözüm yollarını görünce çok mutlu oldum. her öğretmen ve ebeveynin kılavuz kitabı olması gerektiğine inandım. 46 makaleyi kapsayan 295 sayfayı okumak çok keyifli ve öğretici oldu. Altını çizmediğim makale yok. Çok güzel tüyolar verilmiş. Her dönem başı okumalıyız bence. İşte size ve bize en güzel makalelerden birinin özeti..
    Lider öğretmenliğin on ilkesi
    1. ilke : Öğretmenin güçlü bir alan bilgisine, formasyona ve genel kültüre sahip olmaktır. alan bilgisine sahipseniz sadece “öğretmen” ; alan bilginiz ve formasyonunuz var ise “iyi yönetmen” ; alan bilginiz, formasyonunuz ve genel kültürünüz iyi ise “lider öğretmensiniz” demektir.
    2. ilke: Öğrenciyi şaşırtarak dikkatini çekmeyi başarabilmektir. Öğretmen, öğretilecek konuları, öğrencinin beyninde sıradan ve bilindik yöntemleri kullanarak aktarmaya çalışıyorsa, rutin bir öğretmen profili yaratmış olur.
    3. ilke: Ayrımlı Pekiştireç oluşturabilmektir. Her öğrenme ürününü öğrencinin gözünde ayrımlı pekiştireç haline getirmeniz gerekir. çamurlu su büyükler için ayrımlı bir Pekiştireç iken çocuk için oyun alanıdır.
    4. ilke: Öğrencinin yüreğine dokunmaktır.
    5. ilke: “Dinleme” davranışıdır. lider öğretmen; öğrenciler , en saçma konuyu konuşsalar bile, onların gözlerinin içine bakarak, etkili bir şekilde dinler ve kırıcı yorumlardan kesinlikle kaçınır.
    6. ilke: Sorunlara ani müdahale etme davranışıdır.
    7. ilke: farklı etnik, siyasi ekonomik ve kişilik özelliklerine sahip öğrencileri aynı amaç doğrultusunda yönlendirme kapasitesidir.
    8. ilke: Öğrencilerin var olan potansiyel güçlerini doğru tanımlamak ve bu potansiyeli daha iyi hale nasıl getirebilirim sorusuna cevap aramaktır.
    9. ilke: Öğrencilerden önce sınıfa girip sınıfı eğitim öyküme hazırlamaktır Yegenin ikna öğrencilerinin sınıfın kapısında karşılar.
    10. ilke: Değişmeye ve gelişmeye açık olun. #zenginegitimkitap
  • 272 syf.
    ·10 günde·5/10
    Türk edebiyatinin çevresel disütopya dan örnekler vermesi çok sevindirici. Kitaptaki Türkçe kullanim yetkinligi iyi olmasina ragmen dar alanda cok fazla bilgi vermek istemesi, karakteri hissetmekten cok didaktik bir sekilde makale okuyor hissini verdi.
  • 368 syf.
    ·Beğendi
    Prof. Dr. Bahaeddin Öğel'i üniversite döneminden biliyorum. Hocamız onu tanımamızı ve kitaplarını alıp okumamızı (o dönemlerde zorunlu tutardı, iyiki öyle yapmış) söylerdi.
    Kendisi Eski Türk Tarihi, Mitoloji, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar üzerine birçok eser ve birçok makale hazırlamış değerli biridir.
    Bu kitap üniversite ders kitabıdır. Alanında zirve eserlerdendir.
    Kitap 11 bölümden oluşuyor.
    1-Kainat devleti
    2-Türk Devleti ve kainat
    3-Türk Devletinn ilahi temelleri
    4-Hakan seçimi ve hakanın sorumluluğu
    5-Devlet meclisi ve kurultay
    6-Halk ve devlet
    7-Devletin halka karşı vazifeleri
    8-Türk Devletlerinin dayandıkları ana prensip ve düşünceler
    9-Vassal Devlet ve Halk ile ilişkiler
    10-Türk Töresi
    11-Türklerde Halk ve Ordu
    Alt başlıklarla zenginleştirilmiş olup eski Türkçe kelimeler kaynak gösterilerek eski Türk Tarihi araştırmaları ile karşılaştırmalar yapılmakta. Zaman zaman bunlar savunulurken kimi zaman da eleştiri yapılıyor.
    En çok bilgilendiğim alanlar olarak Kut sistemi, Töre konusu oldu. Bilmediğim ya da farklı düşündüğüm birçok şeyi öğretti.
    Bir tarihçinin kitaplığında aynı zamanda tarih meraklılarının da okuması gereken kitaplar arasında olması zaruri gereken bir kitaptır.
    kanaat notu:10/10
  • 336 syf.
    ·15 günde·9/10
    Beynimi oksijen ile dolduran; onlarca soru sormama, hiç duymadığım isimlerin çok değerli çalışmalarını öğrenmeme, yeni fikirler geliştirmeme vesile olan çok titiz bir çalışma, Marksizm ve Hukuk... Uzun zamandır ilk kez bir kitapta, hem yazarın ortaya koyduklarından yeni bir şeyler öğrenirken hem de onun yaklaşımına dair eleştirel bir tutum takındım. Bu zaman zaman öyle bir noktaya vardı ki; "keşke yazar burda olsa da, tartışsak" diye düşündüm... Onur Karahanoğulları Marksist literatürde epeyce ihmal edilmiş hukuk alanında sanırım Türkçe'deki en iyi eserlerden birisini kaleme almış. Bir yandan klasik metinlerde hukuk konusunu özetlerken, diğer yandan SSCB'de devrimden sonra oluşturulan hukuksul tartışma zeminini ve bu zeminin en yaratıcı ismi Paşukanis'i tanıtıyor yazar. Paşukanis yaşamı, siyasal tercihleri, hukuk konusundaki fikirleri ve Stalin tarafından ortadan kaldırılmasıyla her anlamda olaylı bir isim. Düşünsel zemin olarak muhteşem, ama fikirlerini uygulayışına ve hatta fikirlerinin tamamına katılmadım. Gene de zihnimden ona itiraz ederken, kendi fikrimi temellendirdiğim zeminin, Paşukanis tarafından tanımlanan temelden yükseldiğini fark ettim. Ki insan, bir kuramcıdan başka ne ister zaten?
    Karahanoğulları, kitabında sadece tarihsel tartışmalara yer vermiyor: Paşukanis'in 'sönümlenmeci hukuk' yaklaşımını kullanarak; hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hak mücadeleleri, hukuksal özne, hukuksal ilişki gibi konulara dair de ufuk açıcı noktalara yer veriyor. Ekler bölümünde bulunan 'Lenin ve Hukuksal Sorunlar' isimli makale ise tam anlamıyla 'pastanın üzerindeki krema' kıvamında.
    Okurken şöyle bir düşündüm de, bizim tarafta ne de çok hukukçu var: Marx, Lenin ve Castro başta olmak üzere, hukuk eğitimi almış onlarca Marksist teorisyen var. Ama hukuk üstüne çok az düşünmüşüz. Komünizmde devlet sönümlenirken, hukuğun ne olacağı gibi bir meselemiz var mesela, veya günümüzün burjuva hukuğunu nereye kadar reddedeceğimiz nereye kadar 'kullanacağımız' gibi güncel bir derdimiz.
    Ben bu kitabı çok sevdim. Yazılan her şeye katıldığım için değil, beni böylesine keyifle sorgulattığı, yepyeni fikirler edinmemi ve bir çok soru sormamı sağladığı için. Ahhh yazarı şimdi burda olsa da, biraz sohbet etsek...
  • Mustafa Kemal matbuatı tamamiyle eline almıştı. Buna çok ehemmiyet veriliyordu. Ankara’da Hakimiyet-i Milliye gazetesini büyülttü, mühim bir bina yaptı, mühim makineler getirdi. Başına Falih Rıfkı’yı koydu. İstanbul’da Ahmed Emin’in elinden Sabahçı Mihran’ın matbaasını aldı. Milliyet adında bir gazete çıkardı. Bunun başına da Siirt mebusu yaptığı eski yaveri Kürt Malımud’u koydu. Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yakup Kadri, Yahya Kemal’de her iki gazetenin muharrirlerinden. Bu muharrirlerin yaptıkları şu: Günümüzü cennet göstermek, Mustafa Kemal’i Allah mertebesine çıkarmak. Medih, medih.. Başka şey yok.
    Yunus Nadi İstanbul’da bir rum’a ait büyük bir bina ve makineleri ucuzca kapattı. İkiyüz bin liralık malı, sekiz-on bin liraya aldı. Hattâ makinelerin kıymetini Matbaa-i Amire mürettipleriyle makinecileri takdir ettirmişler. Dört bin lira yazın demişler. Bunlar reddetmişler. Sonra zorla tazyik ettirmişler. Bunu bana Matbaa-i Amire’de bu adamlar anlattılar. O da Cumhuriyet gazetesini çıkarıyor. Orda kâmilen medihnâme ve zafer destanı... Akşam gazetesi de ellerinde. Bunun da aleti Necmeddin Sadık. Bu adam iki yüzlü kılıç. Cavit’lerin sıkı ahbabı fakat Hükümetin de meddahı. Evvelce lehe, bazan da aleyhe yazıyordu. Hattâ bir defa Hükümet aleyhine pek şiddetli bir makale neşretmişti. Sonra tam meddah oldu. Mükâfaten meb’usluğa çırağ buyuruldu. Vakit gazetesi de meddah. Sonra o da mebuslukla çerağ buyruldu. Matbuat böyle kâmilen meddah oldu. Söndü, öldü. Başka gazete de yok. Türk matbuatına innellahe ve inna ileyhi raciûn. Matbuata yeni çirkin bir leke daha sürüldü.
    Artık bu gazeteler yüz acısı, millî ar. İnsan okumaktan utanıyor. Yahya Kemal’i severdim. Bir iki defa nasihat ettim: “Yapma! İleri atılma! Çirkin şey. Bu böyle gitmez. Sonra pişman olursun” dedim. Sözümü dinledi. Bir daha yazı yazmadı. Ötekiler devam ettiler. Bunlar, bilhassa adlarını saydığım muharrirler, “Gazi ilham alıyor” diyorlar. “Dâhidir” diyorlar. Dâhi bildiğimiz bir türlü olurdu. Meğerse, bir şahısta bir çok dâhilik olurmuş. (........) diyorlar: Sen askerlik dâhisisin, ziraat dâhisisin, idare dâhisisin, siyaset dâhisisin, teceddüd dâhisi, inkilâp dâhisi, ilh... Ucu bucağı yok. Hayret!.. Bir yaşımıza daha girdik. Mustafa Kemal, kendisi de nutuklarında “ilham alıyorum” diyor. Demek bu adam (...........) müthiş ilerlemiş. Eski padişahlar ilâhî, müstesna bir varlık oldukları kanaatine varmışlardı... Bu da öyle. Biri bir gazetede: “Sen peygambersin, fakat ondan da büyüksün” dedi. Hem hepsi ona: “Ulu yaratıcı” diyorlar. Bu eski “Halik-i azîm”i tercümesidir. Yâni onu Allah yaptılar. Mustafa Kemal reddedip, bunları terbiye etmedi. Artık Ulu Gazi, Yüce Gazi, Kudret Haliki, Mukaddes Reis, işaret buyurdular, ilh... gibi tabirler aldı yürüdü. Bunların Abdülhamid’in zillullah-ı filard, gazi ibni gazi, Halife-i nıyi zemin gibi sıfatlardan sanki ne farkı var? Abdülhamid’inkileri ezberlemiştik. Şimdi bir ezber ders bellemek lüzumu hâsıl oldu.

    (*) Herif ve bir hastalık adı ile ilgili üç kelime metinden çıkartıldı.
  • Makale şöyle devam eder: “Daha yakından bakıldığında ise kullandığı cinsel imaların çokluğu adeta tekinsizdir. ‘Hadım etme’den’ ve ‘iktidarsızlıktan’ sıkça söz edilir. “Avrupa’ya tecavüzden” bahsedilir, milletvekilleri ‘siyasi orospular’ olarak tasvir edilir. Breivik, nefretle ve bol bol ayrıntıyla, annesinin ve kız kardeşinin girdikleri gelişigüzel cinsel ilişkileri anlatır; bunların sonucunda annesine uçuk (herpes genitalis), kız kardeşine ise bel soğukluğu bulaşmış ve kardeşi kısır kalmıştır. “