Namaz, risâlet sürecinde, hiçbir zaman, sadece bireyin şahsını ilgilendiren, tamamıyla bireysel olan bir ibadet olarak anlam kazanmadı. O, bireyde açığa çıkan bir davranış olmakla birlikte, etkileri doğrudan toplumsal hayata yansıyan bir ibadetti. Toplumsal hayat içerisinde bireylerin birbirlerine karşı tutum ve davranışlarında kilit bir konumda yer alıyor ve önemli bir işlev üstleniyordu. Zira, insanlarla olan ilişkilerin yönünü ve biçimini tayinde namaz ölçü işlevini üstleniyordu. Bireyler arasındaki olumlu ilişkinin dayanağı olan yakınlığın (dostluğun) oluşup gelişmesinde namaz temel ölçüydü. Müminler, dostlarını namazı dikkate alarak belirliyorlardı. Güvenip, zor zamanlarında sırtlarını dönebilecekleri insanları, namazı dikkate alarak tayin ediyorlardı. Çünkü hayatın kitabı olan Kur'an bunu emrediyordu:
'Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun elçisi ve namazlarını kılan, zekâtlarını veren, rüküya varan müminlerdir' (Maide, 5:44).
'Eğer onlar tevbe edip, namaz kılarlarsa ve zekatı da verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir' (Tevbe, 9:11).
Diğer bazı ayetlerde ise Allah'ın mümin olarak niteleyip, dost edinilmesini istediği kişiler şöyle tanımlanmaktaydı:
Müminler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah'ın ayetleri okunduğu zaman (o ayetler onların) imanlarını artırır ve (onlar) Rabb'lerine tevekkül ederler. Namazlarını kılarlar ve kendilerine verdiği- miz rızıktan (Allah için ihtiyaç sahiplerine) verirler. İşte gerçek müminler onlardır. (Enfâl, 8:2-4)
Inanan erkek ve kadınlar birbirlerinin dostudurlar. Birbirlerine iyiliği emreder, kötülükten men ederler. Namazı kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Resûlü'ne itaat ederler. (Tevbe, 9:71)
- Hz. Muhammed'in hayatı ve İslam daveti Mekke dönemi 1.cilt, P. 115