Dokuz Yüz Katlı İnsan, benim için sadece bir psikoloji kitabı değil, aynı zamanda insanı yeniden düşünmeye davet eden bir yolculuk oldu. Mustafa Merter bu eserinde insanı tek katmanlı bir varlık olarak değil; derin, çok katmanlı bir yapı olarak ele alıyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, psikolojik sorunlara bakış açısının alışılmışın dışında olmasıydı. Özellikle depresyonu, insanın bir üst katmana geçememesiyle ilişkilendirmesi benim için oldukça çarpıcıydı. Bu fikir, kendi hayatımda da karşılık buldu. Çünkü ben de zaman zaman bir hedefi tamamladıktan sonra “şimdi ne olacak?” diye bir boşluk hissi yaşayabiliyorum.
Eskiden bu duygu daha yoğundu. Bir işi bitirmek sanki kısa süreli bir rahatlama getiriyor, ardından bir anlamsızlık hissi oluşuyordu. Ancak bu kitapla birlikte bu duruma farklı bir gözle bakmaya başladım. Belki de mesele sadece yeni bir hedef bulmak değil; bulunduğum yerden bir üst “anlam katmanına” geçebilmekti.
Kitap aynı zamanda Psikoloji ile Tasavvuf arasında çok güzel bir bağ kuruyor. Bu yönüyle bana, insanın sadece zihinsel değil, aynı zamanda manevi bir gelişim süreci içinde olduğunu hatırlattı.
Bir öğretmen olarak bu bakış açısının ayrı bir değeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü öğrencilerin sadece davranışlarına değil, onların iç dünyalarına da dokunmanın ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Belki de gerçek eğitim, sadece bilgi vermek değil; insanın kendi katmanlarını keşfetmesine yardımcı olmaktır.
Sonuç olarak Dokuz Yüz Katlı İnsan, bende yeni sorular uyandıran, bakış açımı genişleten ve içsel olarak beni hareketlendiren bir kitap oldu. Okuyup bitirdiğim bir kitap değil; üzerinde düşünmeye devam ettiğim bir yolculuk gibi.