Ezgi Erdem

Ezgi Erdem
@ErdemEzgi
7/10
·105 syf.·
2026 13. kitabı
Günler Aylar Yıllar benim için yalnızca yoksulluğu, hastalığı ya da insanın hayatta kalma mücadelesini anlatan bir roman olmadı. Bu kitap bana, insanın bazen kendi aydınlığına ulaşamayacağını bilse bile yine de umut taşımaya devam ettiğini hissettirdi. Çünkü bazı umutlar insanın kendisi için değil, başkaları içindir. Roman boyunca en çok hissettiğim şey sessiz bir direnişti. Karakterler büyük sözler söylemeden, hayatın ağırlığını omuzlarında taşıyarak yaşamaya çalışıyordu. Bu durum bana şunu düşündürdü: İnsan bazen kendi mutluluğunu göremez ama verdiği emek bir başkasının yolunu aydınlatabilir. Belki biz o aydınlığa ulaşamayacağız; fakat bir gün o ışığı gören gözler mutlaka olacak. Kitabın kapağındaki kurumuş ağacın içinden çıkan küçük yeşil filiz de bana tam olarak bunu anlattı. Umut her zaman büyük ve parlak olmak zorunda değil. Bazen küçücük bir iyilikte, bir sabırda, bir insanın başka biri için yürümeye devam etmesinde saklıdır.
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·384 syf.·
2026 11. kitabı
Lâ benim için olay örgüsünden çok his bırakan bir kitaptı. Zaten hikâyeyi az çok biliyorsunuz, bu yüzden okurken “sonra ne olacak?” diye düşünmüyorsunuz. Daha çok “bu bana ne hissettirecek?” diye okuyorsunuz. Kitap boyunca da içimde ince bir hüzün hissi vardı. Ama bu ağır bir hüzün değil; insanın içindeki eksiklik hissi gibi daha derin bir duygu. Kitapta en sevdiğim yerlerden biri Adem’le ilgili olan “Baba olmayı bildi ama evlat olmak onun için ilimdi” kısmıydı. O cümle bana çok gerçek geldi. İnsan bazı şeyleri doğal olarak yapabiliyor ama bazı duyguları öğrenmek gerçekten ömür sürüyor gibi hissettirdi. Bir diğer etkilendiğim kısım da Habil ile Kabil için birbirlerinin sınaması olduklarını anlattığı yerdi. Orada olay sadece iyi-kötü meselesi gibi değil de insanın başka insanlarla imtihanı gibi anlatılmıştı. Bu bakış bana çok farklı ve derin geldi. Nazan Bekiroğlu’nun dili de çok etkileyiciydi. Bazı cümleleri okurken sanki roman değil de şiir okuyormuşum gibi hissettim. Kitap bittikten sonra olaylardan çok hisleri aklımda kaldı. Bence Lâ, insanın içine sessizce dokunan kitaplardan biri.
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
9/10
·464 syf.·
2026 10. kitabı
Dokuz Yüz Katlı İnsan, benim için sadece bir psikoloji kitabı değil, aynı zamanda insanı yeniden düşünmeye davet eden bir yolculuk oldu. Mustafa Merter bu eserinde insanı tek katmanlı bir varlık olarak değil; derin, çok katmanlı bir yapı olarak ele alıyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken noktalardan biri, psikolojik sorunlara bakış açısının alışılmışın dışında olmasıydı. Özellikle depresyonu, insanın bir üst katmana geçememesiyle ilişkilendirmesi benim için oldukça çarpıcıydı. Bu fikir, kendi hayatımda da karşılık buldu. Çünkü ben de zaman zaman bir hedefi tamamladıktan sonra “şimdi ne olacak?” diye bir boşluk hissi yaşayabiliyorum. Eskiden bu duygu daha yoğundu. Bir işi bitirmek sanki kısa süreli bir rahatlama getiriyor, ardından bir anlamsızlık hissi oluşuyordu. Ancak bu kitapla birlikte bu duruma farklı bir gözle bakmaya başladım. Belki de mesele sadece yeni bir hedef bulmak değil; bulunduğum yerden bir üst “anlam katmanına” geçebilmekti. Kitap aynı zamanda Psikoloji ile Tasavvuf arasında çok güzel bir bağ kuruyor. Bu yönüyle bana, insanın sadece zihinsel değil, aynı zamanda manevi bir gelişim süreci içinde olduğunu hatırlattı. Bir öğretmen olarak bu bakış açısının ayrı bir değeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü öğrencilerin sadece davranışlarına değil, onların iç dünyalarına da dokunmanın ne kadar önemli olduğunu fark ettim. Belki de gerçek eğitim, sadece bilgi vermek değil; insanın kendi katmanlarını keşfetmesine yardımcı olmaktır. Sonuç olarak Dokuz Yüz Katlı İnsan, bende yeni sorular uyandıran, bakış açımı genişleten ve içsel olarak beni hareketlendiren bir kitap oldu. Okuyup bitirdiğim bir kitap değil; üzerinde düşünmeye devam ettiğim bir yolculuk gibi.
Dokuz Yüz Katlı İnsanMustafa Merter · Ketebe Yayınevi · 20241,374 okunma
8/10
·192 syf.·
2026 8. kitabı
Frédéric Lenoir’ın Neşenin Gücü kitabı bende şu duyguyu uyandırdı: Neşe, sandığımız gibi sürekli mutlu olmak ya da hayatın bize hep güzel şeyler sunması değil. Daha çok, olan bitene nasıl baktığımızla, içimizde nasıl bir yerden durduğumuzla ilgili bir hal. Okudukça şunu fark ettim; aslında olaylar neşeyi getirmiyor, biz olaylara hangi anlamı yüklersek neşe ya da neşesizlik oradan doğuyor. Bu yüzden neşe dışarıdan gelen bir şey değil, içeride kurulan bir denge gibi. Kıskanç olmadıkça, karşılık beklemeden iyilik yapabildikçe ve gerçekten yaşadığımız anın içinde kalabildikçe insanın içi yavaş yavaş hazırlanıyor. Benim için en etkileyici tarafı da buydu: Neşe zorla elde edilen bir şey değil. Ama insan kendini hazırlarsa, sanki zaten oradaymış da ortaya çıkıyormuş gibi geliyor. Hazır değilsek gelmiyor; ne kadar istesek de gelmiyor. Bu da neşeyi bir hedef olmaktan çıkarıp, bir sonuç haline getiriyor. Bir anlamda neşe, insanın iç dünyasının kalitesine bağlı. İçimizi daraltan duygular azaldıkça, bakışımız sadeleştikçe, beklentilerimiz hafifledikçe neşe kendine yer buluyor. Bu yüzden neşe aranan bir şey değil; doğru bir duruşun, temiz bir kalbin ve dengeli bir bakış açısının sessiz bir yansıması gibi.
Neşenin GücüFrederic Lenoir · Bilge Kültür Sanat · 2016258 okunma
8/10
·196 syf.·
2026 7. kitabı
Şermin Yaşar’ın Gelirken Ekmek Al kitabını büyük bir keyifle okudum. Hikâyeler o kadar bizden, o kadar hayatın içinden ki insan bazen kendi yaşadıklarını okuyormuş gibi hissediyor. Bazı hikâyeler yüzümde bir tebessüm oluştururken bazıları içimde hafif bir hüzün bıraktı. Yazarın dili sade, yalın ve akıcı. Bu sadelik hikâyelerin samimiyetini daha da artırıyor. Günlük hayatın küçük görünen ama aslında çok şey anlatan anlarını ustalıkla yakalamış. Okurken hem güldüren hem de düşündüren bir kitap oldu.
Gelirken Ekmek AlŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20259,7bin okunma