Ateşli ve gururlu bir milliyetçilik, eğilip bükülmez bir irade ve kendine güven duygusu şahsiyetine hakimdi. Sevdiklerinin ve birlikte bir şeye inandıklarının tenkitlerine, itirazlarına, tartışmalarına inanılmaz bir katlanışı ve hoşgörürlüğü vardı.
Yalnız kendi düşündüklerini herkese anlatmak değil, herkesin düşündüğünü de kendi anlamak, türlü memleket seslerini duymak meraklısı idi. Sentezci bir dehası vardı. Birkaç saatlik dağınık ve sıçramalı sohbetlerden sonra, derleme ve toparlama yapar, mantıklı, açık ve iyice çerçeveli bir tefekkür eseri verirdi.
Bir inanmışın iradesi nasıl mucizeler yaratıcısıdır, onu bize en çok tozunda boğulduğumuz, çamuruna sağlandığımız, kaldırımsız, ışıksız, yuvasız, bahçesiz, bomboş Ankara'nın o günlerinde ve gecelerinde görmüşüzdür.''
Atatürk büyük stratejistliği ve politicikacılığı dışında, umumi kültürü ister istemez zayıf bir Osmanlı Subayı idi. Dinler, kavrar ve yapardı. Paha biçilemez bir enerji kaynağı idi. Kendi devrindeki hükümetler bu kaynaktan tam faydalanmayı bilmemişlerdir. İnönü hükütmetleri hiçbir zaman dinamik olmamıştır. İnönü'nün vekil tipi ''bürokrat''tır. Vekilleri arasından dinamikçe olanlar Atatürk tarafından kendisine zorlananlardır.
Atatürk, "bir nehr-i muazzam gibi çuş etti, fakat çorak yerde akıp gitti.''