Friedrich Nietzsche'in yazması olan Putların Alacakaranlığı... Dili ağır ve sert eleştirileri var. Birçok konunun üstünde durmuştur.
Özdeyiş ve Oklar bölümünde sorular yöneltmiş, sorgulama evresine giriş yapmıştır.
Bilgelik ittifakını, hakikatin ispatı değil de hakikatin yanılgısı gibi görmüştür. Sokrates'in diyalektikçi bir soytarı olduğunu ve insanın elinde başka bir araç bulunmadığında diyalektik yöntemi tercih ettiğini söylemiştir. Sokrates'in yaptığını, usta bir zorbalık olarak nitelendirmiştir. Herkes Sokrates'i yanlış anlamıştı; bütün ahlak düzeltimi bir yanlış anlamadır. Sokrates'in kendisi aslında bir hekim değil, uzun süreden beri hastaydı. Buradaki asıl hekim "ölüm" demiştir.
Uzun yıllardan beri duyular, yani nefis, çok ahlak dışıdır diye nitelendirilmiştir. "Us" (düşünme yetisi), duyuların şahitliğini taklidimizin nedeni olmuştur. Duyular, oluşu, yok oluşu, değişikliği gösterdiği müddetçe yalan söylemezler. Fakat Friedrich, Herakleitos'u şunda daima haklı bulur: "Varlık boş bir kurmacadır. Görünen dünya tektir; 'gerçek dünya' ise buna eklenmiş bir yalandır."
İnsanlar, en yüksek, en gerçek kavramı bulabilmek, temeli anlayabilmek için hayal etmiştir. Ve Friedrich, tam olarak bu soruna karşı çıkmıştır. Dört sav ile Tanrı görüşüne karşı çıkmıştır. Bir hiçliğin özellikleri olduğunu, somut dünyaya tezat bir şekilde oluşturulduğunu ve yalnızca yozlaşmış bir iddia olduğunu söylemiştir.
Bir Yanılgı Öyküsü bölümünde, hayal olarak düşündüğü vaatleri eleştirip bu hayallerden dolayı oluşan sonuçları söylemiştir.
Ahlak bekçiliğinin sadece insanları kısıtladığını düşünür. Tanrı'ya güvenin dolgunluk ve güçlülük duygusu verdiği için ahlak ve dinin kesinlikle yanılgının ruhbilimine bağlı olduğunu düşünür. Ceza ve suçlarla devam eden bu düzeni, "cellat metafiziği" olarak