RH positive

10/10
·476 syf.··
2020 64. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2020 01:18
İnsan yazmalı… Kimse okumasa bile kendisi için yazmalı. Yazmak insan düşüncelerinin, hislerinin sistematik biçimde kayda geçirilme hali, bir anlamda yaşama not düşmek adına insan varlığının belgelendirilmesi. Bir gün bu kitabı unutursam eğer, kendi yazdıklarımın izleriyle, kitabın bana anlattıklarına dair bir şeyler bulmanın ve şaşırmanın doğrudan bir yolu yazmak. Kitabın son cümlesinde denildiği gibi hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz. Yazı hariç. Kitabımız, amcakızı ve çocukluk arkadaşı da olan karısı Rüya’nın kısa bir yazısı ile kendisini terk ettiğini anlaması sonrasında Galip’in karısını aramasıyla başlar. Aynı zamanda karısının üvey ağabeyi olan ve Ruyayla beraber kaybolduğunu daha sonra anlayacağı Celal (Rumi) isimli gazetecinin sayısız köşe yazılarından iz sürerek, Galip,bahse konu zahirdeki aramayı gerçekleştirir. Fakat Galip bu serüveninde daha önce hayranlık duyduğu amcaoğlu Celal’in yazılarında daha farklı anlamlar bulur. Gerçekten de, eğer Celal’in yazdığı köşe yazılarının muhtevasındaki atıfları, belgeleri, bilgileri araştırmaya kalkar olsaydık, büyük ihtimalle hayatımızın sonuna kadar bilgiye ulaşımın kolay olduğu bu modern çağda bile, bu araştırmamızı bitiremeyecektik. Böylesine dopdolu, diri, insanı düşündürmeye sevk eden, fikir veren adeta kültür bombardımanına tutan yazılarla dolu Celal’in köşe yazıları dolayısıyla Yazarın kalemi. Bu özelliğiyle benzerine benim rastlamadığım, emeğin fazlaca olduğu ve çok ayrı bir yazma ve kurgu yeteneğinin olduğu bir eser. Orhan Pamuk’un okuduğum bu ilk kitabında- ki belki de en güzel kitabı- beni en çok etkileyen yan, yazarın sıradan bir olayın içerisine tarihi, felsefeyi, edebiyatı, sosyolojiyi ve kim bilir benim göremediğim daha birçok şeyi katarak, birçok senaryoyu anlatıp sonunu okuyucunun hayal gücüne
Kara KitapOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202511,6bin okunma
Reklam

RH positive

, bir kitap okudu
9/10
·74 syf.·
2020 65. kitabı
Franz Kafka
7.8/10 · 267,9bin okunma
9/10
·416 syf.··
2020 63. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2020 17:24
Yalnızlık, şehvet, aşk, para, statü, ölüm gibi şeyler her zaman edebiyatın konusu olmuştur. Bunlardan yalnızlık ise özellikle eski dönem edebiyatında en korkunç duygulardan biri olarak çoğu zaman tasvir edilmiştir. Yaşadığımız çağda ise yalnızlığın insanda karşılanma biçiminde belirgin değişiklikler gözlemlenmiştir. Öyle ki; çoğu zaman geçmişte ölümden bile korkutucu olmakla itham edilen yalnızlık, şimdilerde insanlığın bir sığınağı haline gelmiştir. Hiç şüphesiz bu durumda insanların vaktini yalnızken daha verimli ve eğlenceli geçirebileceği alternatif seçeneklerin çıkması da etkili olmuştur. Bundan dolayı beşer yalnızlığa kutsiyet atfedip onu bir nevi kendisine ait özgürlük alanı görmüştür. Ahmet Altan’ın ‘Son Oyun’ adlı romanı da yalnızlığa böylesi bir anlam yükleyen ve ona adeta aşkla bağlanmış bir roman yazarı karakterinin roman yazmak için geldiği kasabadaki son gecesini anlatıyor. Kahramanımız babadan zengin, edebiyat dünyasında pek bilinirliği olmayan bir kişilik. Kasabaya gelir gelmez ‘tesadüfen’ tanıştığı bir kadına (Zuhal) olan ilgisiyle, kendisini, iki farklı grubun (belediye başkanı- zengin iş adamı) kasabanın tarihi kilisesine ait olduğu düşünülen hazineye yönelik fiziksel ve psikolojik çatışmalarının ortasında bulur. Buna rağmen romanın sonuna kadar tarafsız olmayı başarır ve onun bu tutumu kasabanın bir müddet sonra ona daha da bağlanmasını sağlar. İşin tuhafı başlangıçta ilgi duyduğu sonraları âşık olduğu kadın Zuhal, belediye başkanı Mehmet’in de tutkuyla sevdiği bir kadındır. Diğer taraftan şehvetin zirvesinde gezinen isimsiz yazarımız, iş adamı Raci Bey’in eşi Kamile Hanım ile de fiziksel bir ilişki yaşamaktadır. Buna rağmen şehevi efendimizin yediği hurmaların bu boyutta olduğunu bu ekâbir adamlar bilmemektedir. Ama olayların düğümü yine kadınların
Son OyunAhmet Altan · Everest Yayınları · 20131,654 okunma