RH positive

10/10
·382 syf.··
2020 62. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2020 21:40
Yıllar evvel Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları adlı kitabını okumuştum. O tarihlerde kafam biraz kırık gibiydi ya da ben öyle hissediyordum. Tam da o ana bu kitap tastamam oturmuştu. Fakat hal böyleyken kitabın ilk hikâyesinde yer alan bana göre depersonalizasyon hastası kahramanın hikâyesi beni öylesine ürkütmüştü ki; diğer hikâyelere geçemeden kitabı bırakmıştım. Demek istediğim AHT öylesine inandırıcı yazmıştı adeta o hastalıktan mustarip bir kişiydi. SAE’ne başlarken de acaba yine böylesi psikolojik bir eserle mi karşılaşacağım diye tereddüt etmiştim fakat o kitap ne kadar psikolojiye yönelik kitap ise bu roman da o şiddette hayatın ta kendisiydi. Kitabın her cümlesini hemen hemen sindire sindire okudum. Zira insanın görebileceği her senaryoya karşı bir fikri vardı yazarın öyle ki; okudukça sanki bir roman değil de birisinin gerçekte yaşadığı bir hayatı anlatan otobiyografiyi okuyordunuz. Bu kitap, kitapta Hayri İrdal’in, Halit Ayarcı’ya ‘Aziz Velinimet’ diye sürekli seslendiği gibi Aziz Velinimetim olan bir dostum tarafından bana hediye edildi. Şu ana kadar aldığım en güzel hediye bu olsa gerek. Çünkü kitabı okuduğum bu üç gün içerisinde ilmel yakin derecesinde bir hayata tanıklık ettim. Daha doğrusu Hayri İrdal’in nezdinde birçok hayata. Kitap şimdilerde bize bu da olacak iş mi diye dedirten yurt sathında saatlerin aynı gösterilmesini amaçlayan Saatleri Ayarlama Enstitüsünün Kuruluşunu ve bu kuruluşla beraber birçok kişinin refahındaki geçmişe nazaran olumlu değişimi anlatıyor. Zaten Hayri İrdal’de böyle bir oluşumun başlangıçta kabul görmeyeceği, bu girişimin başarılı olmayacağını sıklıkla belirtiyor. Fakat kader, onun inandığı bütün doğrularının yönünü değiştiren bir adamı (Halit Ayarcı) karşısına çıkarıyor ve bu velinimet sayesinde
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202353bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?

RH positive

, bir kitap okudu
10/10
·382 syf.··
4 günde okudu
·
2020 62. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar
8.2/10 · 53bin okunma
7/10
·294 syf.··
2020 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2020 17:21
Romanlar çoğu zaman yazıldığı zamanların fotoğrafını çeker. Bu bakımdan o dönemin ruhunu, yaşantısını, somut ve soyut ilişkilerini gösterir size. Bir taraftan roman okuyorsunuzdur bir taraftan tarih ve o tarihin içinde insana ait ne varsa görüyorsunuzdur. Balzac’ı okurken bir acayip şekilcilik görürsünüz toplumda, Tolstoy ve Dostoyevski de acı ve ıstırabın bin bir hali ile yoksulluk ve sefaletin en kallavisini hissedersiniz. Türk klasiklerinde ise hiç bitmeyen bir Lale devri sefasında çoğunlukla batı ile doğunun arasında hapsolmuş züppelerin hayatlarına tanıklık edersiniz. Araba Sevdası da buna benzer bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Benzer diyorum çünkü romanın esas kişisi Osmanlı vezirinden olma Bihrüz Bey isimli mirasyedi; tam bir züppe ama bir o kadar da kendi dilinden, milliyetinden dolayısıyla da toplumun ünsiyetinden kopan, Batıya yaklaştıkça adeta ondan kovulan bir kişilik. Dolayısıyla tercihini çoktan Batı yanlısı olarak yapmış ama maalesef gerek sosyal zekâsı gerek karakteri ile bu rolü beceremeyip o dönemin toplumunda duvardan duvara vurulmuş biçare. Bilmem benim gibi bu oğlana diş bileyen olmuş mudur kitabı okurken ya da zaten belasını bulmuş düşene bir de biz tekme atmayalım mı demiştir insanlar? Bu yönüyle yazar anlatmak istediği meramını bana göre oluşturduğu bu olumsuz karakterle sağlamış görünüyor. Fakat bunun yanında Yazar anlatmak istediği şeyi anlatırken kendi kazdığı çukura düşmüş çoğu zaman. Zira kitabı okuyunca içerisinde Fransızca kelimeleri geçtim Fransızca cümlelerden sıklıkla yazı bütünlüğünü kaybettiğim çok oldu. Öte yandan, zamanın ehli keyf insanları günümüzdekilere taş çıkartır cinstenmiş. Düşünsenize evinizde özbeöz Fransız bir uşak ile yine Fransız bir öğretmen var. Bihrüz Bey gibi dairede çalışan -ki ben bunu devlet memurluğu
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Akvaryum Yayınları · 201330,9bin okunma
9/10
·192 syf.··
2020 59. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2020 01:38
Sene 1987… TRT 1’de bir dizi oynuyor. Rahmetli Asuman Arsan’ın camdan çıkıp kuyruklu yıldız dünyaya çarpacakmış dediği sahneyi hatırlıyorum. O yaşıma rağmen denilen o sözü gerçek olarak algılamış ve çok korkmuştum. Aradan 33 yıl geçti ve o diziye konu olan muhabbetin aslında Hüseyin Rahmi Gürpınar’a ait olan bir roman olduğunu kitabı okurken fark ettim. O zamanlar benim için ne kadar korkunç bir diziyse, şimdi okuduğumda o derece eğlenceliydi. Kitabı zannedersem orijinalinden okudum çünkü yorumlayanların büyük çoğunluğu günümüz Türkçesiyle kitabı okumuş. Aslında diyeceğim şu ki; okunabilirse kitabın orijinal haliyle okunmasında fayda var. Zira özellikle İrfan Bey ve meçhul kızımızın karşılıklı mektuplaşmalarında yazar eski dilin ne kadar zengin ve mükemmele yakın olduğunu göstermiş bize. Okurken çoğu zaman duygu ve düşüncelerin vücuda gelmiş gibi çok net bir şekilde aktarılmasının şaşkınlığı içinde kalıyordum. Türk klasikleri gerçekten içerisinde büyük bir kültürü, hayat tecrübesini ve pek çok şeyi barındırıyor, hele ki tam olarak bütünüyle anlayana. Her yeni okuduğum kitap bunun ispat kabilinde. Yüzyıllardır kadını sadece doğurgan ve sair ev işlerini görmekle yetinen bir topluma itiraz ederek bu ve benzeri kabul görmüş kadına bakış açısını eleştiren dahası kadınlara yönelik ataletinin dinamik kanallara aktarılmasına ilişkin önerilerde bulunan söz konusu olguları dönemin ses getiren bir başka olayıyla bağlayan sürükleyici bir kitap.
Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Ren Kitap · 202025,6bin okunma