Insanlar kendi cennet ve cehennemlerini yeryüzündeki eylemleriyle kendileri yaratırlardı. Kendilerine zarar verir ya da başkalarını suistimal ederlerse, kendi yarattıkları cehennemin ateşini harlamış olurlardı yalnızca, bu da gelecek nesiller için korkunç bir miras anlamına gelirdi.
Evin dört çocuğundan biri olan Diana’nın doğduğundan beri şiddet ve istismara maruz kalan bir hayat öyküsü. Anne ve babasının istenmeyen çocuğu olan bu kızımız kendisine tembihlenmiş bir şekilde sürekli sakarlığını anlatıp sessizliği gömülen ve yaşıtlarından geride bir hayat süren bir hikayesi var. Öğretmenler, müdürler sosyal hizmetler jandarmalar hatta abisi bile bu yaşam hikayesine tanıklık ediyor fakat anne babanın sürekli yer değiştirmesi her şeyi normal aksettirmesi ile müdehale geç kalınmış oluyor. Sekiz yaşında acı dolu hayatı babası tarafından sona eriyor. Okurken bir roman örgüsünden çok sanki ifade tutanakları okuyormuş izlemine kapılıyorsunuz. İnsanın içine işleyen kitabın bir de gerçek bir yaşanmışlığını öğrenince geriye sadece sessiz çığlıklara hakim oluyor. Yazarın bunu bir kitap eseri olarak değildi sanki duyurmaya çalıştığı bir isyanı okuyorsunuz. Gerçek bir yaşam olduğunu düşünüp okuyunca zorlanmadan okumak kolay değil. Tavsiye ederim.