İnsanı ve ruhun arayışlarını nihai halleriyle ele alıyor, en uzak güneşleri ve gökkuşaklarını bizzat görmek için karanlık uzayın en derinliklerine uzanıyordu. Kimselere gösteremediği küçük hıçkırıklarını delişmen yürek çırpıntılarıyla bastırırken kalbi giderek daha dermansız atan, günleri sayılı bir adamın kafasında demlenen bir imgeler cümbüşüydü. Serinkanlılıkla itişip çekişen gök cisimlerinin, ışıklara barınak olmaya yeni başlamış yıldızların, soğuk güneşlerin ve karanlık boşlukta alevlenen nebulaların içinden görkemli ritmiyle salına salına geçen şiir, fasılasız hareket içindeki mecalsiz bir gümüş mekik gibi bütün bu uğuldayan gezegenlerin, gümbürtüyle çarpışan semavi sistemlerin arasında dolaşarak insanın o kırılgan sesini, hassas avazını, mızmız cırıltısını üflüyordu küçük kavalından.