“Çocukluğumdan beri sanatla, özellikle müzikle beslenmiştim; diyebilirim ki, ekmek kadar gerekli bir besindi müzik yaşamam için...” (Préface à la Lettre inédite de Tolstoi)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu inceleme, sadece Sanşiro romanı ile sınırlı olmayıp, Soseki’nin hayatına, külliyatına ve fikriyatına dair pek çok mevzuyu kapsayacak şekilde yazarın romanlarında da umumiyetle odak noktası olan Doğu-Batı düalitesinin perspektifiyle değerlendirilip öyle ele alınacaktır.
Natsume Soseki 6 Şubat 1867 (tavşan) yılında, bir yıl sonra Tokyo adını alacak devrin başkenti Edo’da doğar. Natsume ailesinin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir ve daha iki yaşına basmadan evlatlık verilir. Evlatlık verildiği çiftin boşanmasının ardından sekiz yaşındayken tekrar doğduğu eve gerçek anne babasının yanına döner. Bu arada, öz annesiyle babasını ninesi ve dedesi olan bilmektedir; ta ki evdeki hizmetçileri kendisine gerçeği ifşa edene dek… Buna ilişkin yazarın yazısı Cam Kapının Ardı‘nda çocukluğuna ait şu diyalogla birlikte geçmektedir:
“Dedeniz ve nineniz olduğunuzu düşündüğünüz o insanlar sizin gerçek anne ve babanızmış küçük bey! Az önce onları konuşurlarken duydum. Bu evi, doğduğunuz ev olduğu için bu kadar çok sevdiğinizi düşünüyorlar. Bunları bilmeniz gerektiğini düşündüm, ancak lütfen benden öğrendiğinizi kimseye söylemeyin. Anlaştık mı?” dedi. O an tek bir cümle fısıldayabildim: “Kimseye söylemem!” Kalbimdeyse bir çağlayan coştukça coşuyordu. Gerçekten çok mutlu olmuştum. Bu mutluluğumun sebebi gerçekleri öğrenmem değil, hizmetçi kızın bana merhamet edip bunları anlatmasıydı. Ama ne yazık ki, bana bu iyiliği yapan hizmetçinin adını da yüzünü de hatırlamıyorum. Tek hatırladığım o sıcacık merhameti…” (s.12)
Natsume Soseki 1906 Nisan’ında Hototogisu adlı edebiyat dergisinde tefrika edilmeye başlayan ikinci romanı
SanşiroNatsume Soseki · Maya Kitap Yayınları · 2017409 okunma
“Kadınların akranları olan adamlara vurulması eskide kaldı. Manav O-Siçi*
zamanında olurmuş öyle aşklar.”
* O-Siçi 15 yaşında saf bir kızdı. Sevdiği genci görmek için ufak bir yangın çıkarmayı denedi; ama yangın yayıldı ve insanlar öldü. O-Siçi idam edildi. Üzücü hikayesi Japon kukla tiyatrosunca sıkça işlenir.