Peki öyleyse neden din ve aynı yafta altındaki islam, yıkılır gibi oldu çağımızda. Ve hâlâ sanki bu yıkılış ve çöküş devam etme görünümündedir? Kitleler gittikçe uzaklaşmakta dinden ve uzaklaştırılmakta?
Bunun hikmeti, dinin her zaman taze ve yeni kalması gereğinde gizli. Din, bir alışkanlık tekrarından ibaret olmamalıdır. Davranış tekrarı zarureti onu bir kireçlenmeye, taşlaşmaya, donmaya, klişeleşmeye mahkûm etmemelidir. Bu yüzdendir ki arasıra insanlık onu kaybeder gibi olacak ve yeniden bulunca tüm samimilikle ona yeniden sarılacaktır. Bu sarılış, ruhun en canlı ve içten sarılışı olacaktır.
İnsanoğlu imkânı oranında zavallılıklarla da çevrilidir. Bilgisi arttıkça bilgisizliğinin artışı gibi. Filozoflar, bilgilenişteki bu çıkmazı ve çelişkiyi gördüler. Ama yinede bilginin çekiminden kendilerini kurtaramadılar.
Kimi insan muallaktadır. Ve sanki hep böyle askıda olmayı sevmekte. Gökyüzünde yaşıyor gibidir o. Hayaller, hülyalar ve rüyalar içinde. Ama bu sürrealde oluş, onu sürnatürel ya da fizikötesi insanı yapmaz. Bulutlar gibi şekilden şekile girer bu insan. Hatta kimi zaman, güzel şekillere bile belki. Ama hiçbir zaman belli ve esaslı bir sabitliğe kavuşamaz. Ordan oraya süreklenip durur. Esen rüzgara tabidir. Kararsızdır. Binbir şekilli görünse de aslında amorftur ya da deformedir.