Bu kitabı okuyunca Peyami Safa’nın bir deha olduğunu anladım.
Dünyaca kabul edilmiş Dostoyevski’den Gançarov’dan Charles Dickens’da çok daha derin karakter analizlerine sahip,
Türk toplum yapısını kavramış, insanlığa giden ruhu özümsemiş,
madde ve mânâdan, ütopya ve gerçeklikten basite indirgeyerek bahsederek Türk edebiyatına değil Dünya klasiklerine girecek bir eser yaratmış.
Samim’in seneler evvel hayalini kurduğu ve 150 sene sonra insanların yaşayacaklarını hayal ettiği Simeranya’sından da bahsetmek isterim.
Simeranya’da beynin ön prefrontal korteksinden hayatını yaşayan, prefrontal korteksten düşünen ve harekete geçen insanlardan oluşan bir topluluk hayal edilmiş.
Sosyolojinin verdiği günümüz bilgisine göre; Prefrontal korteksini aktif olarak kullanan insanların oranı şimdiye kadar gelmiş geçmis tüm toplumlarda %3 ile %5 arasında. Bu oran hep böyle.
Çok gelişmiş toplumlarda bu oranı maksimum %5 ile %10’a çekebilmişler.
%90’ı kapsayan kitleler amigdalalarından düşünür ve amigdalalarından hareket edip hayatlarını devam ettirirler.
Kitaptaki karakterlerin Samim hariç her biri de kitle bilinciyle beyinlerinin amigdalalarını aktif kullanan insanlar.
Samim prefrontal korteksini aktive ederek kendini üst bilinç seviyesine çıkartmış fakat etrafındaki herkes kitle bilincinde hareket ediyor.
Belki de bu yüzden Samim Simerenya hayalini kuruyor. Çok da iyi ediyor.
Kitabı beğendim.
Peyami Safa bütün entrikalar, kavgalar, ölümler, negatif olabilecek her şeye rağmen
Romanı o kadar naif, sevecen ve realist kaleme almış ki taraf tutmadan iyi kötü demeden okuru olaylara sadece seyirci bırakıyor.