Esin Erd.

Esin Erd.
@Esinetto
Milyarlarca kum tanesinden biri olduğumun farkındayım. Etrafımda olan biteni merak etmekten vazgeçemiyorum. “İyi” ve “sağlıklı” kalmaya, üretmeye, ve “optimum”u bulmaya çabalıyorum.
diş hekimi
Uni
Eskisehir, 16 Ocak
65 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
Panta rhei. “Özümüz artsız, aralıksız bir akıştır,” diyordu Marcus Aurelius. “Kimi şeyler doğma, kimileri ise ölma telaşında; doğmakta olan şeyin bir parçası şimdiden ölüyor ya da çoktan öldü bile; ama bu sonsuz akış ve dönüşüm dünyayı sürekli olarak yeniler, tıpkı ortaksız, aralıksız akıp giden zaman ırmağının sonsuzluğu yenilemesi gibi.” Etrafımı çevreleyen bu devinimin ortasında birdenbire “son” kavramının aslında bir kurgudan ibaret olduğu düşüncesi, berrak bir biçimde, zihnimde beliriverdi. Son uydurmaydı. Her şey sürekli dönüşüm halindeydi. Yok olmuyordu hiçbir şey, sadece dönüşüyordu. Ben bile az önce farklı biriydim.
Sayfa 134·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Yaşadığın anda sinirini altüst eden olaylara sonradan “verilmiş sadakam varmış” diyerek bin kez şükretmek, hayatın en kadim ters köşelerindendi.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Sevgili, â la smorgasbord / ordövr tabağından seçer gibi / seçilemez. Sevgili ruhsal özlemden yola çıkılarak seçilmelidir. Sırf önünüzde durduğu için ağzınızı sulandıran bir şeyi seçmek, ruhsal Benliği asla doyurmayacaktır. Sezgi de bunun için vardır zaten; ruhun doğrudan habercisidir.
Sayfa 130·Kitabı okudu
İnsan ve Hayat
Zihniniz düşünme yetinizi taze, yaklaşımınızı açık, modunuzu pozitif tutabilmek için dakikada pek çok kez kendini yeniden başlatmak ister. Doğanın tasarladığı hali budur ama modern hayat daima doğaya karşı çalışır. Zihnimizi susturmak zorlaştı. Sayısız uyaran var ve farklı yönergelerle domine edilen toplumumuzda suskun bir zihne nadir rastlıyoruz. Tuhaf bir şekilde pek çok insan kalabalık restoranlarda yemek yemek, çünkü sürekli stimüle olmak ister.
Sayfa 57·Kitabı okudu
Doktor çağırmak âdetti. Hastalar iyileşsin iyileşmesin doktor çağırılmalıydı. Ne hayat ne ölüm adını verdiğimiz kardeşi, doktorsuz olurdu. Hele ölüm… yaşadığımız dünyada başında doktor olmadan ölmek adeta ayıptı. Bu ancak muharebe meydanlarında, insanlar toptan, binlerce, on binlerce öldükleri zaman olabilirdi. Çünkü ölüm aslında pahalı bir şeydi. Fakat bazen ucuzlar herkesin olurdu. O zaman ne doktora, ne eczacıya, ne ilaca, ne de herhangi bir şefkate ihtiyaç olmadan insanlar birbirlerine sokularak, birbirlerini kucaklayarak, birbirlerinin içine geçerek, birbirlerinin en hususî taraflarını paylaşarak ölürlerdi. Fakat evinde, yatağında, kendine mahsus ölümle ölmek, bu muayyen kaideleri olan bir şeydi. Hafız, papaz, doktor, Kur’an sesi, eczacı havanı, gözyaşı, takdis edilmiş su, çan sesi…. Ancak bunlarla ölüm tamamlanabilirdi. Bu insan kafasının tabiatın nizamına eklediği bir şeydi. İnsanlar arasında bu iş böyle olurdu. Vâkıa tabiat bundan habersizdi. Bu ilâvenin varlığını bile bilmezdi. Tabiatın ölümü başka idi. O kozmik zamanı kendi içinde duymak, onun dağıtıcı pervanesi uzviyetinde ve ruhunda döndükçe, evvelâ hatıralarî ve hafızayı, sonra duyumları ve duyuları perde perde kaybetmek, sonsuz boşlukta bu pervanenin hızına göre birbirinden uzaklaşan bir yığın zerreye dağılmak, işte tabiattaki ölüm.
Sayfa 378·Kitabı okudu