…
Bu kitabı aslında çocuklarım için almıştım. Onlara okumadan önce, her zaman içerik açısından uygun olup olmadığını kontrol etmeyi alışkanlık haline getirdim. “Kaplumbağa” da bu yüzden elime geçti… ama elimden bırakamadım. Çünkü kitap beni hem şaşırttı hem de duygulandırdı.
Roald Dahl, genellikle çocuk kitaplarıyla tanınsa da, bu öyküsünde yetişkin bir dünyanın içine yumuşak ama etkileyici bir şekilde giriyor. Hikâyede yaşlı bir adamın, komşusu olan kendi yaşıtı bir kadına duyduğu sevgi ve bu sevgi uğruna yaptığı küçük ama derin fedakârlıklar anlatılıyor. Her şey bir kaplumbağayla başlıyor; ama mesele elbette yalnızca bir hayvan değil. Asıl mesele, karşılıksız sevginin, nezaketin ve mutlu etmek için çabalamayı yücelten bir yaşam anlayışının anlatılması.
Okurken içimi ısıtan bir romantizmle karşılaştım. Uzun yıllar yaşamış, hayata dair çok şey görmüş insanların bile birbirlerine karşı duyabilecekleri naif sevgiyi görmek çok etkileyiciydi. “Yaşamın anlamı bu değil miydi zaten?” diye düşündüm: Sevdiğimiz birini mutlu etmek için elimizden geleni yapmak.
“Kaplumbağa”, belki birkaç sayfada biten kısa bir öykü olabilir ama ardında bıraktığı his çok daha uzun süre kalıyor insanın içinde. Sadece çocuklar için değil, büyüklerin de okuması gereken, içten bir hikâye.