Hikâye, 1980 Mayıs’ının son günlerinde Ankara’da başlıyor ve 12 Eylül darbesinin ilanından birkaç gün sonrasına kadar uzanıyor.
80 öncesi Türkiye’sinin gergin, karanlık havası; Ali ve Ayşe adındaki iki çocuğun gözünden aktarılıyor.
Ayşe, orta sınıf bir aileden geliyor. Annesi Meclis Arşivi’nde, babası Planlama Teşkilatı’nda çalışıyor. Meraklı, hayal gücü geniş, canlı bir kız.
Ali ise konuşmayan, içine kapanık bir çocuk; gecekondu mahallesinde yaşıyor. Ayşe ile güçlü bir bağ kuruyor.
İkisi birlikte, sadece kendilerinin bildiği, dilsiz kuğuların eşlik ettiği gizli bir dünya yaratıyor. Bu dünyada amaçları, kuğuları kurtarmak ve devrimci ağabey-abla figürlerine zarar gelmesini engellemek.
Kuğular, çocukların umut dolu direnişinin sembolü. İpekböceklerinin tohumlarının Meclis Arşivi’ne kelebek gibi yayılması da, umudun ve hatırlamanın simgesi olarak öne çıkıyor.
Bana göre kitap biraz fazla tek taraflı. Olaylar yazarın kendi bakış açısından aktarılmış, farklı görüşlere pek yer verilmemiş. Bu yüzden edebi olarak etkileyici olsa da, dönemi tarafsızca öğrenmek isteyenler için eksik kalabilir. İki tarafında iyi veya kötü yönlerine değinseydi daha güzel olabilirdi.