Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa,
Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın!
Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa
Kendi kendini öldürmesini insanın!
Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunaltıcı, ne berbat,
Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana!
Yatın ümitlerim, uykuya yatın!
Bitin hasretlerim, tükenip bitin!
Ayrılık ateşi çetinmiş, çetin;
Onunla dikleşir bütün düzlerim.
Yanımda sanarım, bakarım düştür;
Güldüm zannederken gözlerim yaştır.
Umduğum ne varsa hepsi de boştur;
Yine de bekliyor onu gözlerim.
Deneyim ahlaksal açıdan bir değer taşımıyordu. Yalnızca hatalarımıza verdiğimiz addı. Bir kural olarak insanlar deneyime bir uyarı türü gözüyle bakıyordu, kişilik oluşumunda deneyimin belli bir ahlaksal etkisi olduğunu iddia ediyor, neyin peşinden gideceğimizi, nelerden uzak duracağımızı gösteren bir şey olarak onu yüceltiyordu. Ama deneyimin bütünleyici bir gücü yoktu. Vicdanın kendisi ne kadar etkili bir nedense, o da öyleydi. Bize gerçekten öğrettiği bir şey varsa o da geleceğimizin geçmişimizden farksız olacağı, bir zamanlar istemeye istemeye işlediğimiz günahları daha pek çok kereler ve seve seve işleyeceğimizdir.