Sabahları uyanıp parıldayan güneşi gördüğümde,
"Al işte, yine cenneti andıran bir gün ve yine insanlar bunu mahvedecekler"
diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum.
Saat biri çeyrek geçiyor.
İşte şu an hissettiklerim:
Başımda şiddetli bir ağrı var. Belim buz gibi, alnım alev yanıyor. Ayağa her kalkışımda ya da öne doğru her eğilişimde âdeta içi dalgalanan bir sıvıyla dolu olan beynim kafatasımın çeperlerine çarpıyor. Çırpınırcasına titriyorum ve ara sıra kalemim âdeta galvanik bir akımın etkisiyle sarsılan elimden düşüyor.
Gözlerim duman içinde kalmışım gibi yanıyor.
Dizlerim ağrıyor.
İki saat kırk beş dakika sonra iyileşeceğim.
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.