Evlenmeden Önce
Bu kitap benim için resmen “evlilik öncesi reality check” oldu. Hani insan evliliği böyle romantik montajlarla, fon müziğiyle falan hayal eder ya… Doğan Cüceloğlu o montajı çat diye kesiyor. Diyor ki: “Bir dur bakalım, sen kimsin, karşındaki kim, konuşabiliyor musunuz, dinliyor musunuz?”
Ben de sayfa çevirirken içimden: “Hocam yavaş, kişisel algılıyorum” dedim
Kitap boyunca şunu anlıyorsun: Evlenmek zor değil, insan kalabilmek zor. Her bölümde “ben bunu yapıyorum galiba… aa yok yapmıyormuşum” aydınlanmaları yaşanıyor. Bazen çok haklı, bazen çok gerçek, bazen de insanın egosuna hafif bir tokat atıyor. Ama öyle sert değil, şefkatli bir tokat bu.
En sevdiğim yanı şu: “Mutlu evlilik şans işi değil” diyor. Yani kader, kısmet, nasip tamam ama biraz da emek, farkındalık, susmayı bilmek, konuşmayı becermek. Okurken insan ister istemez şunu düşünüyor: “Ben evliliğe hazır mıyım yoksa sadece evlenmek mi istiyorum?” İşte orası acıtıyor
Özetle: Bu kitap evliliği göklere çıkarmıyor, yerin dibine de sokmuyor. Olduğu gibi anlatıyor. Toz pembe değil ama kapkara da değil. Gerçekçi, samimi ve biraz da insanı kendine getiren cinsten.
Benim yorumumla: Evlenmeden önce okunur, evlenirken altı çizilir, evlendikten sonra “heh bak burada demişti” diye açılıp açılıp okunur.
Aşırı romantiksen biraz bozar, farkındalığa açıksan efsane tokat
Evlenmeden ÖnceDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20217,4bin okunma
Bu kitap resmen “efsane aşk var mı hâlâ?” sorusunun cevabı. Öyle bir anlatmış ki adam, okurken hem “ulan keşke bana da böyle sevdalansa biri” diyosun hem de “bu ne be kardeşim, bizim mahallede olsa 2. günden dedikodu çıkar” diyosun
İçinde aşk var, dağ var, gurur var, kavga var… Ama en önemlisi; öyle edebi cümleler var ki, sen “ben mesaj yazarken noktalama işaretlerini bile yanlış koyuyorum” diye hafif bir utançla sayfayı çeviriyorsun.
Komik kısmı da şu: Kitap “Ağrı Dağı” etrafında dönüyor ya… senin okurken aklına gelen tek şey: “Benim sabah kahvaltıda simidi peynirle gömünce karnımda da Ağrı Dağı oluşuyo…”
Aşkolarım okuyun ben çok keyif aldım tşk Yaşar KemalAğrı Dağı Efsanesi
Jack LondonKızıl Veba Şimdi düşünün aşkolarım; yıl 2013 değil 2073 falan, dünya pert olmuş. Milletin üstüne “kırmızı grip” gibi bir şey çökmüş, öyle böyle değil tam kıpkırmızı felaket. İnsanlar pamuk helva gibi dağılmış gitmiş.
Kitapta bir amca var (profesör), yanında da torun torba takımı. Çocuklar Fortnite oynamak ister gibi sorular soruyor, amca da “evladım bir zamanlar internet diye bir şey vardı, TikTok bile vardı” diye tarih anlatıyor. Çocuklar da anlamıyor tabii; çünkü hamburger, telefon, wifi yok!
Mesajı şu: medeniyet dediğin şey pamuk ipliğine bağlı. Yani biz sanıyoruz ki elektrik, market, Instagram hep var olacak. Ama pıt gitti mi, herkes mağara adamına dönüyor.
Jack London’un vermek istediği:
İnsanlık çok havalanma, doğa bir silkelendi mi geçmiş olsun.
“Kızıl Veba” = “Reset tuşu”.
Bugün şarj aletini kaybetmek bile panikletiyorsa, düşünün ki bir de uygarlık komple çökmüş!