“Allah’ım! Bana batılı batıl olarak gösterip, ondan kaçınmayı, hakkı hak olarak gösterip, ona tabi olmayı nasip et.
Allah’ım! Bana eşyanın hakikatini göster.”
Niyazî-i Mısrî’nin İrfan Sofraları, insanın iç âlemini sükûnetle yoğuran, derin ama akıcı bir irfan nefesi. Her sayfasında kalbe işleyen bir hikmet, insanı kendine çağıran bir ses var. Kısa fakat tesiri uzun bir yolculuk..
Nûrbahş okumalar dilerim efendim, her âlem adına istifadeleriniz bol ve hayr ola.
Nitekim Serî es-Sekatî, Cüneyd-i Bağdâdî"yi zâhir ilmini tahsil etmesi hususunda teşvik etmis ve ona şöyle dua etmistir:
“Allah seni hadis sahibi kılsın."
Bilmelisin ki imân, amel, ihlâs, zikir, ihsan, tevazu ve tasavvufun nasihat ettiği cömertlik, digerkâmlık, kişilikli olmak, rıza, sabır;
Allah için korkmak, ümit etmek, hüzünlenmek vb. olan güzel ahlâklar meleke gibidir.
Bu meleke ancak Hz. Âdem'in (a.s.) ilminin kendisinde zuhur ettiği kişide bulunur.
...Onları Allah Teâlâ'ya yakinlaştıran sebeplerden bir kısmı kalplerindeki kırılganlık, boyun eğme, kendini küçük görme, samimiyet, Allah'ı blmek;
kendi ve diğer kullar hakkında Allah'a hüsnü-zanda bulunmak ve herkese karşı mütevazi olmaktır.
Allah Teâla'dan uzaklaşmanın en güçlü sebeplerini büyüklenme ve şöhret; O'na yakınlaşmanın en güçlü sebeplerini de tevazu ve humûl (isimsizlik, kimliksizlik) olarak gördüm.