Bir cep saatinin mekanizması üzerine dikkatle eğilmiş bayağı çocuk denecek yaşta bir gencin yönetimi altında, o tatlı uğultusuyla durmadan dönüyor, dönüyor, bıçak, topun içini öyle dakik biçimde oyuyordu ki milimetrenin onda biri kadar bile ayırdı olmuyordu.Bu topada su verilince, bu top da kulenin tepesinden bir petrol yağı banyosuna fırlatılınca, acaba hangi olay alanında insanları öldürmeye gidecekti, yaşamları nasıl korkunç biçimde tırpanlayacaktı, o top ki, kardeşçe yaşayan insanların, raydan sapandan başka bir şey yapmamaları gereken çelikten üretilmişti.
Kavak ağacının dalları çarşıya doğru sarkar
Yuvası her yıl aynı çatalında ağacın
Ve leylek yıllardır aynı çarşıya bakar
Alışamamış insanların gürültüsüne
Başını uzatır boynunu büker
Bakar tek göziyle
Yorulunca öbür göziyle bakar
Hayret eder kendi tavriyle
Ne bu bağırmalar çağırmalar bu telaş
Köylüler işçiler memurlar bakkallar
Ne bu aceleci halleri ne oluyorlar?
Köprüden kamyonlar geçer gürültüler içinde
Atlar arabalar kağnılar...
Oysa yeşilırmak ötede ne kadar sessiz akar
Uçup geldiği ovalar nasıl sakindir
Şimdi güneş vurmuştur engin tarlalara
Toprağın yüzü gene yanar
Ilgınların arasında su yollarında
Hiçte buradaki gibi değil dünya
Belli bu insanların ekmeği aslan ağzında
Böyle didinirler akşama kadar...