Allahın funny bi kulu

Allahın funny bi kulu
Yaslasam gövdemi karlı dağlara Sonsuz bir uykuya kavuşsam bir gün -Mehmet Akif İnan
"Benim cezalandırmam anlamsızdır. Sizler Allah tarafından cezalandırılmamaya gayret ve dikkat ediniz. Tanrı sizi nerede olursanız olun görür. Bir kere, beş kere, on kere bağışlar. Ama bu bağışlamalar sizleri terbiye etmezse sonu kötü gelir. Bunu da bilesiniz. Sille-i Rabbani yani Allah'ın tokadı çok acı verir kullarına. Neye uğradığınızı şaşırırsınız." derdi.
Sayfa 216·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Reklam
"Güzel mi yani? Daha mı tatlı küçücük küçücük evlerde ayrı ayrı yanan ocaklar? Başlarında tecrübeli, bilgili büyükleri olmayan yuvalarda çocuk yetiştirmek... Taze kadınlar evinin işini görürken beşiklerini sallayacak büyük analar bulunmayacak. Bu evlerdeki hayat daha mı tatlı? A benim güzel evladım, bir ocak yanar, üstünde kaynayan bir tencerede bir evin halkını doyuracak yemek pişer. Bütün ailenin çevresine dolandığı sofrada yenilen yemeğin tadı tek başına yenilenden daha mı lezzetsiz? Bereketi de başka. Bir sobalı evde toplaşmanın zevki, tek başına oturulan odalarda var mı? Sevgilerin aktarılması, o sıcacık odaların içindeki insanlarda daha kolaydır. Hem de bütün hayat daha ucuza yaşanırdı. Sonra, sonra sizler konaklarda doğan, konaklarda debdebe içinde büyüyen nice sultanlar bundan sonra hep böyle kulübe azmanı evlerde mi yaşayacaklar?"
Sayfa 203·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Enis Paşa beş vakit namazında, Ramazan'da orucunda, dinine son derece bağlı ve saygılı bir kimseydi. Fakat güzelin de hayranıydı. Her zaman bir kıta okurdu. "Allah güzeldir, güzelleri sever". Musiki de güzeldi ve söylenmesi gerekirdi. Konakta yapılan fasılların tasavvuf musiki yanları da çok derindi. Her toplulukta icra edilirdi.
Sayfa 185·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Zulüm ondan sonra başlamıştı. Bütün Müslümanları camiye doldurmuşlardı. Tenekelerle gaz dökmüşler, sonra da yakmışlardı. İki subaşı üstü örtülü bostan kuyusunun içinde saklanarak canlarını kurtarmışlardı. Bulgarlar bütün sığırları, haradaki atları, kısrakları önlerine katıp çıkarmışlar, komitacı başları en nadide hayvanlara kendileri binmişlerdi. Çiftlik binasını giderayak ateşe vermişlerdi. Fakat gökten inen rahmet sağanak halinde yağınca, bina yanmaktan kurtulmuştu.
Sayfa 164·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Bu böyle gelmiş böyle gidecekti. İnsanoğlu etten sudan kandan yapılmaydı. Ama bu karışım çok güçlüydü. Dayanıklıydı. Çileler çekilirken duyulan acı, insanı yaşamaktan vazgeçiremiyordu. Yiyecekler, içecekler, uyuyacaklar, oynayacaklar; ağlayıp gülecekler, dayanılmaz acıları çekecekler, fakat yine de hayata dört elle sarılacaklardı.
Sayfa 164·Kitabı okuyor
Anı-Hatırat
Reklam