Aynı durum düğün merasimlerinde de gerçekleşiyor. Şehrin kilisesinde onlarca düğüne denk geldim ama sayısı elliyi geçen bir düğün kalabalığı görmedim. Bu kıtanın insanları doğumunda, düğününde, ölümünde de yapayalnız. Burada sevincini de hüznünü de kalbine gömersin. Kimse bir başkasının derdini, sevincini paylaşmaz. Burası Avrupa, yalnızlar kıtası...
Fransa'da yerel basın, yayın kuruluşları evlere reklam dolu gazete ve dergiler gönderir. Posta kutumuza gelen bir gazetede bir siyahi Afrikalının fotoğrafı, telefon numaraları ve bir açıklayıcı metin vardı. Türkçeye tercüme ettiğimizde şu anlamlar ortaya çıkıyordu: "Kimsem yok diye üzülmeyin. Dertlerinizi içinize atmayın. Konuşabildiğiniz kadar konuşun, dertlerinizi anlatabildiğiniz kadar anlatın. Ben dertlerinizi sonuna kadar dinleyeceğim." Tabi en altta da bir ücret tarifesi vardı. Burada ücretli dert dinleme sektörü oluşmaya başlamış. Bunu bir psikiyatr gibi düşünmeyin. O başka, bu başka. Bu sadece dert dinliyor. Çözüm sunmuyor. Batı ülkelerinin insanları dertlerini anlatacakları samimi bir dost bulamayınca böyle dert dinleyen insanlara yöneliyorlar. İster istemez bir sektör de oluşmuş. Gurbetçilerimizin söylediğine göre dert dinleyenlerin ortalama kazancı bir memur maaşından fazlaymış.