"Cenin pozisyonunda yatıyorduk ve güneşin doğmasını umut ediyorduk. Karanlıktan korkuyorduk. Aslında her şeyden korkuyorduk. Kendimizden, adım atmaktan, sevmekten, inanmaktan... Yorgunduk belki de... Ya da geç kalmıştık hayatı yaşamaya. Aldığımız nefeslerin yarım olması, gülüşlerimizin kesik olması, sevgilerimizin hep eksik olması bundan olabilirdi. Ağlıyorduk, anılarımı kaybetmiştik çünkü. Ruhlarımız ıslaktı. Hep birini bekliyorduk. Bizi iyi edecek birilerini. Hayal ediyorduk, o geldiğinde dünyamızın döneceğini. Kaldığımız yerden değil, sıfırdan başlamayı düşlüyorduk. Her gün yazıp her gün siliyor, her gün yapıp her gün bozuyorduk. Hesaplamalar, ihtimaller, nedenler... Ne gelen oluyordu ne de giden. Bir başımıza kalıyorduk. Ve sonra acıyla kendi içimize dönüyorduk. Anlamaya çalışıyorduk. Aşkın, değerin, umudun, hayalin, mutluluğun ne demek olduğunu... Ama bir türlü anlayamıyorduk, çünkü bize yanlış öğretiyorlardı. Yanlış yerlere baktırıp yanlış yerlerde bekleyişe sürüklüyorlardı. Biz hep başkalarının gözünde arayanlardık. Kendi gözlerimizi, kendi ruhumuzu hiçe sayarak yapıyorduk bunu. Ve hiçbirimiz de bunun farkında değildik. Düşüyorduk sonra... Bir sigara yakıyorduk ve o zaman anlıyorduk. Hayat bir çakmakla sigaranın ucu kadar kısa...