Kendince güldü; aşk işinde zıtlıkların birbirini çektiğini şimdi anlıyordu. Elinde uzun zaman kar tutarak ateş hissini almaya çalışmak gibi bir şeydi bu.
Bir sarmaşık diyordu o aşk için. "Aşk” sözcüğü zaten sözlükte "sarmaşık" demekmiş. Bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarıp sarmalarsa aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri. Ve her sarmaşık, sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. Dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş. Bütün bunları bahçesindeki en güzel hurmayı kurutan sarmaşığa bakarak anlatıyordu, her dizeyi yazdıkça gelin gibi süslenmiş ama meyveden kesilip kurumaya başlamış olan hurmaya bir kez daha gözleri dolarak bakıyordu.