hegemonik erkeklik kendi kendine varlığını sürdüren ve sadece kültürel pratikler, geleneksel alışkanlıklar içine gömülü olan "erkeklik refleksleri"nden ve davranışlarından doğmaz. hegemonik erkekliği üreten "olmazsa olmaz" kurumların varlığı önemlidir; devlet, yasalar, ticari ilişkiler, işçi sendikaları, heteroseksüel aile, ulusal ordu gibi kurumlar sayesinde ekonomik ve kamusal faaliyetler homofobik-heteroseksüel erkeklik değerleri ile yoğurularak meşru ve arzulanır ilan edilip ödüllendirilir.
genç, kentli, beyaz, heteroseksüel, tam zamanlı bir iş sahibi, makul ölçülerde dindar, spor dallarının en azından birisini başarılı olarak yapabilecek düzeyde aktif bedensel performansa sahip erkeklerin temsil ettiği erkeklik.
hegemonik erkeklik, en genel anlamıyla, "iktidarı elinde tutan erkeklerin sahip olduğu erkeklik imgesi'' ne işaret eden bir kavram olarak tartışmaların merkezine oturdu.
egemen erkeklik tarzlarını üreten modern iktidar ilişkilerinin politik-teorik bir mesele haline getirilmesine uzun süre etken olan temel etkenin, o güne adar sosyal bilimler alanındaki egemen olmuş biyoloji kökenli cinsiyet tanımı olduğunu söyleyebiliriz. bu tanım erkekliğin doğuştan sahip olunan biyolojik/ genetik/ hormonal bir özellik "doğal" bir hal olduğunu söyler. erkeklik büyük ölçüde biyoloji, anatomi, ve kısmen de psikolojinin araştırma konusu olmakla birlikte , erkekliğin toplumsal bağlamda şekillenen bir şey olduğunun kabulü ilk kez feminist kuramların sosyal bilimler alanına getirdiği bakış açısı sayesinde gerçekleşmiştir.
kavramın genel olarak erkeklerin, genel olarak kadınlar üzerindeki tahakkümünü sağlayan kurumsal, yapısal ve edimsel olanı göstermede çok işe yaradığını ve 1970'lerde kadın hareketlerinin politik gündemine damgasını vuran birçok strateji ve politikanın arkasındaki asıl etmen olduğunu söyleyebiliriz.