bourdieu'ya göre habitus'lar kendilerini üreten ve yeniden üreten "yapı"lardan ayrılamaz ve burada kadınlar sadece nesneler olarak, daha somut olarak, erkeklerin elinde tuttuğu sembolik sermayenin gelişimine ve artmasına yol açan araçlar olarak konumlanırlar. kadınlar bu ilişkiler içine, anlamı tamamen kendi kontrolü dışında belirlenen sembollerin üretimi dolayımıyla dahil edilirler. daha somut söylemek gerekirse,,,
kadınların konumlanışı, akrabalık ve evlilik ilişkilerinin değişim nesneleri olarak, erkeklerin çıkarlarına uygun biçimde gerçekleşir ve erkeklerin sembolik sermayesini arttırır.
bedenin eylemi sembolik cinsel anlamlar aracılığı ile toplumsal temsillerle bağlantılanır ve ilişkilenir. bedenin temsilleri ile toplumsal temsiller birbirine bağlanır; hep birlikte ilişkilenerek cinsiyetlenmiş anlamları ortaya çıkartırlar. bütün toplumsal ayrımlar da bu eylemlerin icrası ile dişil-eril karşıtlığına indirgenebilir ve onun sayesinde anlam kazanır hale gelir.
bourdieu'ya göre insan bedeni toplumsal alanların içinden geçerken cinsel anlamlar olarak inşa edilir; diğer deyişle insan bedenindeki cinsel anlamlar sembolik olarak inşa olur.
örneğin bedenin önü cinsel farklar alanıdır; arkası ise farksızlık alanıdır ve aynı zamanda potansiyel olarak dişillik, pasiflik, itaatkarlık ve eşcinsellik imgesidir.
bedenin kamusal parçası kişisel temsilin saygın araçları olarak yüz, gözler, bıyık, ağızdır ve kimliğin göstergeleridir.
bedenin gizli ve özel olarak tanımlanan bazı kısımlarına namus, utanma gibi dişil anlamlar yüklenir. bu sayede cinsel ilişkiler toplumsal tahakküm ilişkileri şeklinde görünür ya da tersine tahakküm ilişkileri normal ve doğal ilişkiler halinde kodlanır.
cinsiyet farklarını temel alan toplumsal pratiklerin üretilmesi ve bunların çeşitli alanlara yayılarak süreklileşmesi gündelik yaşam pratikleriyle gerçekleşir. toplumsal olguların kökenlerini cinsiyete indirgemek ve bu nedenle olup bitenin "doğal" olduğunu düşünmek egemen cinsiyet rejimini niteleyen en önemli özelliklerden biridir.