çiftliğin az ilerisinden bir nehir geçerdi. bir tepeden bu nehrin güneş içinde kıvrıldığını, bir yerden kaybolup öteden tekrar bütün genişliği, pırıltısı, haşmetiyle geçtiğini bir at üstünden seyrederdi.
"dün nüfus kağıdıma baktım, orada bir de ayşe ismi var. biraz da o isimle yaşamak istiyorum. mektup yazar mıyım, yazmaz mıyım? birkaç sene sonra döner miyim? dönmez miyim? şimdilik türkiye'de bir yere bir tren bileti aldım. trenime beş dakika var. belki de trende devam ederim."
"babacığım," diyordu, "şimdiye kadarki isimlerim 'konsolosun kızı', 'gazetecinin karısı' oldu. böyle olması da iyi oldu. bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum.