"Al beni yarı canım, al... Uçakla mı gelirsin, rüzgârla mı, bak bak da gör, asıl ölmek isteyen benim.
Niye mi? Ah nasıl anlatayım... Bir de şâirim ha! Hiçbir bok değilim...
Sensizlik, ayrılık, ölümden çok daha rezil, çok daha ıssız, mânâsız ve boş... acı..."
"Kulluğum, divâneliğimle ellerini, gözlerini öperim. Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba.
Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel..."
"Benim aziz Leylâm, sevgili belâm.
Ya sen olmasan, ben ne bok yerim, neye yararım?
Mânâsız bir otomatisme’in,
mânâsız bir fiziğin, kahrolası boşluğunda,
ben garip, ben duyan,
ben yirmi dört saatte, yirmi dört bin parça olan, ne yapardım?"