“...
Sağdaki takım, Sapanca batısında duraklamış, ilerlemiyordu. Tabur komutanı öfkelenmişti. Sabredemedi, ateş hattına daldı, yata kalka ilerledi, takım komutanını buldu.
Takım komutanı tabura yeni katılmış deneysiz bir yedek teğmendi.
“Niye hücum etmiyorsun?" diye çıkıştı.
Teğmen kekeledi:
"Askerin çoğunun süngüsü yok komutanım..."
Komutan parladı:
"Süngüsü yoksa, dipçiği, küreği, yumruğu, tekmesi, dişi, tırnağı yok mu? Çek silahını askerin önüne geç... haydi oğlum, Mehmet seni takip eder."
“Anladım komutanım."
Az sonra savaş sisi, top uğultuları ve makineli tüfek takırtıları içinde takım hücuma kalktı.
Çok geçmeden Yanıkköy'e girecekti.”
“...
Bu savaş, bugüne kadar yaptığımız hiçbir savaşa benzemiyor.. milletçe savaşıyoruz ve uyanıyoruz. Kalemi, silahı, kağnısı, yüreği ile hayata karışan kadını bir daha kimse eve hapsedemez.”
“...
Milli Mücadele toprak için yapılmıyor. Osmanlı topraklarının dörtte üçünü oralardaki halkın iradesine bıraktık. Biz istiklal için mücadele ediyoruz. Büyük Millet Meclisi kapitülasyonların kalktığını görmeden kılıcını kınına koymaz."
‘Yusuf Kemal Tengirşenk’