Üşüyorsun, çünkü yalnızsın, içinde gömülü duran ateşi hiçbir insan yakınlığı alevlendiremiyor. Hastasın, çünkü duyguların en güzeli, insanoğluna bahşedilen en tatlı, en yüce duygu senden uzak duruyor. Aptalsın, çünkü o kadar acı çekerken mutluluğu yanına çağırmaktan kaçıyorsun, onun seni beklediği yere doğru bir tek adım atmaya bile yanaşmıyorsun.
Onu düşünmekten kendimi alamıyorum . Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum . Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değil bu . Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi . Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan , yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi .
"Bulutlar zaten yıldızlara intihar ipi takmış ölüler."
"Efendim?"
"Bulutlar, ölü."
"Nereden çıkardın bunu?"
"Tavan benim. Ben karar verdim. Gün boyu ölü varlıkları tavanda sallanıyor işte..."
"Peki... Gri bulutlar?"
"Ölürken pişman olanlar."
"Yağmur?"
"Ölürken pişman olan bulutların ağlaması..."