Üniversite yıllarında okuyup oldukça şaşırdığım bu kitabı, o zamanlar çok da bir anlam ifade etmediği için tekrar okuma ihtiyacı hissettim ve bu kitabı beğendim lakin 8 aylık hamile biri olarak tıptaki adı Postpartum Depresyonu olan lohusalık döneminden korkmadım desem yalan olur :)
Oldukça güzel ve anlamlı olan kısmı kitabın benim için şuydu;
içindeki parmak kadınları konuşturan, birbirlerine düşman eden, bazen birbirinin yerine geçen bazen geçmekten ziyade diğerini görmezden gelen; dönem dönem kimine darbe yaptıran kimini kapı dışarı eden Elif Şafak kitabın sonunda olayı tatlıya bağlamayı biliyor bilmesine ama yaklaşık on ay onları kilitli tuttuktan sonra bunu başarıyor.
Kim yüzünde mi kilitli kalıyor?
Nam-ı diğer Lord Poton yüzünden.
Kıskacına alıyor lohusalık depresyonu onu ve yakasını bir türlü bırakmıyor. Debeleniyor, debelendikçe batıyor. Dibi görüyor ama çıkmak gibi
bir çabaya da girmiyor taaa ki güzel güneşli bir sabaha uyanana dek… Bir sabah uyanıyor ve Poton ile duygu yüklü bir vedalaşma sonrası hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Her şey geçiyor, sütliman oluyor. Meğer içimizdeki tüm kadınlar bizmişiz, birmişiz, bütünmüşüz. İşte bunu anlıyor ve her şey bitiyor. Hayat akıyor kaldığı yerden…
Diline, kalemine ve üslubuna hiç eleştirimin olmadığı Elif Şafak’ın bendeki tek eleştirisi karamsar bakış açısı olabilir. Çünkü annelik bu kadar karamsarlığı kaldıracak bir olgu değildir diye düşünüyorum. Belki o da karamsar değildir, gerçekçidir. Bilemiyorum. Anne olunca anlayacağım ve hak vereceğime eminim Karamsarlık değil, gerçektir bu anlatılanlar. Kim bilir….
Sadece karamsarlık yanında anneliğin güzel taraflarını da okumak isterdim.
Anne adaylarına tavsiyedir, özellikle hamile olanlara :)