"Her şey bir anda uzaklaştı Yavuz'dan; her şey küçüldü, silindi. Varlar yok olmaya meyletti, çoklar hiç olmaya. Nesneler hacimlerini yitirmeye başladı, fikirler anlamlarını. Renkler yoktu artık; sesler yoktu. Doğduğu kasaba yoktu. Toz toprak içindeki çocukluğu, korkup kaçtığı çoban köpekleri, badem çalarken düştüğü ağaçlar yoktu. İlk aşkı, ilk kavgası, dersten kaçıp içtiği sigarası, asker düğününde yaktığı kınası, annesi, babası, neden mutsuz olduğunu hiç anlamadığı karısı yoktu. Artık hiç bir şey yoktu. Yok bile yoktu. Kainat "ol"dan öncesine dönmüştü adeta. Bir patlamayla başlayan evren, bir patlamayla bitmişti sanki. Kıyamet-i Kübra değilse de Kıyamet-i Suğra buydu işte."
Kitabın "Şubatın en soğuk gününde toprağın kalbine emanet ettiğim babama... "
İthaf edilerek başlaması yeni baba kaybı yaşayan bana, çok dokundu.
Soğuk kış gününde babası ölen, beyin sinir uzmanı olan bir yazara, böyle bir kurgu ile yaşamın ölüme geçişini bilimsel verilerle anlatmak keyif verici bir roman oluşmasına sebep olmuş.
Akıcı sürükleyici hikayesi ile, bilim kurgu sevenler için ayrı güzellikte bir roman. Ölümü, sadece bilim ve panteizm inancı ile anlamaya çalışmak isterseniz keyifle okuyabilirsiniz. Zira, kitabın kahramanı Falin'in kansere yakalanması sebebiyle, "bu kadar güzel yeri terkedip yok mu olacaktı" sorgulaması boyutunda kendini bir panteist olduğunu keşfetmesi pek okuyucuyu şaşırtmasa da, beynin ölüme geçişini anlatan çok bilimsel bilgiler bulacaksınız kitapta. Kitaptaki kahramanın inancı, genelde moda olmuş, klişe bir şekilde ya Tanrı tanımaz ya da panteist olur nedense. Tanrı evrendir. Her varlığın içinde Tanrı'nın parçası vardır ve onlar bütünlük sağlayarak evreni yani Tanrı'yı oluştururlar. Oysa bu topraklarda yaşayanların genelTanrı inancı, evreni ve tüm varlığı yaratandır, Yaratıcı'dır.
Panteist bir adamı tanıma adına keyifle çerez tadında okudum kitabı diyebilirim.
Kitap kahramanı Falin'in sıradanlaşmış inancı dışında kurgusu oldukça dikkat çekici...
İyi okumalar....