1801 İngilteresinde, kırsal bir kesimde uğultulu tepeler ev halkı ile Grange malikanesi arasında geçen sıradan, basit insani olaylar gibi görünse de, okuyucuyu içine çeken ancak, kötücül, iç karartıcı söylemlerle dolu bir kitap bitirdim.
"Bir gün her şeyi ölüm bitirir."
Spoiler vermemek için detaylara giremesem de bu kitapta bunu açık açık görebilir okuyucu.
Aşk, intikam, öfke, hırs, kıskançlık gibi insanın karanlık yüzünü yoğun bir şekilde hissettiriyor yazar.
Kitabın bence en güzel yanı, bütün kötülüklerin sadece yapana zarar vermesi. Kötülükler ölümle temizlenmesi, bütün kötülüklerin ve problemlerin ölümle çözüme ulaşması. En iyi temizleyici ölüm.
Heathcliff, Hindley, Joseph gibi okurken baştan, kitabın son sayfasına kadar gıcık olacağınız, öfkelenip bir kaşık suda boğacağınız karekterlerle dolu.
Kitaptaki karekterlerin, girdiği yere kötülük saçan, kötücül algıları yayan, batıl inanışlara sahip, bağnaz, canavar, habis ruhlu olması içinizi darlayacak.
En sevdiğim durum ise kötücül planlarının hiç birisinin tutmaması.
iyi niyet ve huzurun hayatta olduğu gibi bu kitapta da kazanmış olması.
Genellikle hayatta naif insanların çevresinde hayatlarını kabusa çeviren psikopatlar dolanır. Bu naif insan ne zaman kendi iç dünyası, karanlık yönüyle karşılaşır, içe dönük kendini tanımaya başlarsa bu insanların işkence ve kötülüklerinden kurtulur.
Kitaptaki karekterlerden Edgar Linton naif bir insana örnektir.
Ancak, öfke nöbetleri geçiren, memnuniyetsiz, iyi yüz maskesi ile dolaşmak için çabalamasına rağmen öfkesine genellikle yenilen manevi işkence çektirmekten hoşlanan, kendi aklının hükmettiğinin dışında ona hiç bir şeyin yaptıramadığı, cinnet geçirmiş bir akıl gibi hareket eden deli bir karekter Catherine ile evlenmiştir. Ama o yine de, kötücül ruhlu birisiyle