Ey insanlar! Hepiniz aynısınız
Ortak anamız Havva’yla:
Size verilen yetmiyor
Durmadan yılan çağırıyor sizi
Yanına, gizli bir ağaca;
Yasak meyve size verilmeli:
Yoksa burası cennet demezsiniz asla.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şanslıdır gençken genç olan,
Şanslıdır, vaktinde olgunlaşan,
Yaşamın soğuğuna ağır ağır
Yıllar geçtikçe katlanabilen;
Yabancı rüyalara kapılmayan,
Sosyete güruhuyla sürüklenmeyen,
Yirmi yaşında züppe ya da tilki olup
Otuzunda da kârlı bir evlilik yapan;
Hem şahsi hem genel borçlardan,
Elli yaşında kurtulmayı başaran,
Şanı, parayı ve unvanı
Sakince elde eden,
Hakkında bütün bir çağın şöyle dediği:
N. N. muhteşem biri.
Ama kederlidir düşünmek, boş yere
Harcandığını gençliğimizin,
Onun da ikide bir kandırıldığını,
Onun bizi aldattığını;
En iyi arzularımızın,
En taze hayallerimizin
Hızlı bir girdapta eridiğini düşünmek,
Çürümüş sonbahar yaprakları gibi.
Katlanılmaz şey karşımızda sadece
Peş peşe giden yemekleri görmek,
Yaşamı bir tören gibi seyretmek,
Ve kalabalıkta birlikte unvan peşinde
İlerlemek, paylaşmadan o kalabalıkla
Ne bir fikir ne de bir tutku.
Homurdanırız, yargılarız her şeyi,
Ateşli ruhlar özensizdir diye
Kendini beğenmiştir değersizlik diye
Ya hakaret eder, ya güler,
Akıl bunalır, sadeliği sevdiğinden,
Genellikle de severiz
Söylentileri gerçek sanmayı
Aptallık uçarıdır, kötüdür,
Büyük insanlar büyük saçmalar
Sıradanlığı bir biz aştık sanırız
Ve tuhaf bulmayız bunu diye mi?
Ve işte: akraba yemeklerine
Götürüyorlar Tanya’yı her gün
Ninelere ve dedelere göstermeye
Onun dalgın uyuşukluğunu.
Uzaktan gelen akrabalar,
Her yerde kibar karşılanıyor,
Bağrış çağrışlarla, pastayla börekle.
“Tanya nasıl da büyümüş! Çok oldu
Sanırım, ben vaftiz etmiştim seni!
Nasıl da kollarımda tutmuştum seni!
Nasıl da kulaklarını çekerdim!
Nasıl da zencefilli çörek verirdim!
Ve koro halinde nineler diyor:
“Geçti habersiz güzel yıllarımız!”
Ama onlarda bir değişiklik yoktu;
Her şeyleri eskisi gibiydi:
Knyajima Elena Teyze’de
Yine aynı tülden şapka;
Hâlâ pudralanıyor Lukerya Lvovna,
Hâlâ yalan söylüyor Lyubov Petrovna,
İvan Petroviç yine aptal,
Semyon Petroviç yine cimri,
Pelageya Nikolayevna’da
Hep aynı arkadaş, mösyö Finmuş,
Ve aynı Pomeranya köpeği, aynı koca;
Koca hâlâ bir kulüp müdavimi,
Yine hep uysal, hep sağır
Ve hep yiyip içiyor iki kişilik.
Ne kederli oldu bana gelişin,
Bahar, bahar! Aşk vakti!
Ne kadar boğucu bir heyecan
Ruhumdaki, kanımdaki!
Nasıl ağır bir keyifle
Tadını çıkarıyorum esintiyle
Yüzüme esen baharın
Köy dinginliğini göğsünde!
Ya da tuhaf ama bezdiriyor mu
Sevindiren, yaşayan her şey,
Akıp giden ve ışıldayan her şey
Sıkıntı ve yorgunluk mu veriyor
Çoktandır ölü olan ruhuma
Ve hep karanlık mı görünüyor ona?
Ya da dönüşüne sevinmeden
Kayıp sonbahar yapraklarının,
Hatırlıyor muyuz acı bir kaybı,
Ormanların yeni gürültüsüyle;
Ya da canlanan doğayla birlikte
Utangaç bir fikirle yaklaşıyor muyuz
Dönüşü olmayan
Yıllarımızın kaybına?
Belki de, aklımıza geliyor
Şiirsel bir rüyanın içinde
Farklı, eski bir bahar
Ve bir kalp ürpertisiyle uyanıyor
Uzak bir yerin hayali,
Mucizevi bir gecenin, bir hilalin…