Sürekli bir düşüş halinde, bir yere tutunamayan ve her an bir yere çarpacağı korkusuyla yaşayan bireyin boşluktaki bu hali giderek hayatın anlamını boş, anlamsız ve tutarsız bir hadiseler yığınına çevirir. Nietzsche
vari bir istihza ile “ bu dibi olmayan sonsuz düşüşün tadınu çıkar!” demek sorunu çözmüyor. Derinlerde hepimiz bir yere, bir şeye, inanca, fikre, aşkya, davaya, insana tutunmak isteriz. Tutamadığımız ve tutunamadığımuz zamanlarda hayatımızın bir anlamının ve değerinin olmadığını hissetmeye başlarız. Bunun yarattığı travma, insan ruhunu sürekli bir gerilim ve şiddete maruz bırakır.