billy savaşta rahip yardımcısıydı. rahip yardımcısı, amerikan ordusu'nda ezelden beri alay konusu bir kişidir. ne düşmana zarar verecek, ne de dostlarına yardım edecek gücü vardı. aslında dostu da yoktu. bir vaizin uşağıydı, terfi veya madalya umudu yoktu, silah taşımıyordu ve çoğu askerin kokuşmuş bulduğu sevgi dolu isa peygamber'e mülayim bir inancı vardı.
''tralfamadore'da öğrendiğim en önemli şey şu; biri öldüğü zaman sadece ölmüş görünüyor. yoksa geçmişte hâlâ capcanlı, o sebeple insanların cenazesinde ağlaması çok aptalca. geçmiş, bugün, gelecek, bütün anlar hep var oldular ve hep var olacaklar.
bütün anların kalıcı olduğunu görebiliyorlar, ilgilerini çeken herhangi bir an'a bakabiliyorlar. bir anın diğer anı ipe geçirilmiş boncuklar gibi takip ettiği ve bir anın geçince ilelebet geçip gittiği fikri bizim dünyada sahip olduğumuz bir yanılsama.
şimdi ben de birinin öldüğünü duyunca omuz silkip geçiyorum ve tralfamadore'lular ölüler hakkında ne diyorsa onu diyorum: ''oluyor işte.''
lut'un karısına, tabii, bütün o insanların ve evlerin bulunduğu yer kastedilerek, geriye bakmaması söylendi. ama kadın tuttu, geriye baktı, onu bu yüzden seviyorum işte,
çünkü çok insanca.
celine birinci dünya savaşında cesur bir fransız askeriydi, ta ki kafası kırılana kadar. ondan sonra uyuyamaz oldu, kafasında hep sesler vardı. doktor oldu, gündüz fakirlere baktı, gece boyu grotesk romanlar yazdı. ölümle dans etmeden sanat yapmak mümkün değildir, dedi.
zamana kafayı takmıştı. miss ostrovsky bana 'taksitle ölüm'deki o muazzam sahneyi anımsattı, hani celine sokaktaki kalabalığın koşuşturmasını durdurmak ister ya.
kağıt üstünde haykırır:
durdur şunları... artık hareket etmesinler. hadi, dondur şunları... ilelebet!
ki artık yok olmaları gerekmesin!
zaman geçmek bilmiyordu. biri saatlerle oynuyordu, üstelik sadece elektrikli saatlerle değil kurmalı saatlerle de. saatimin akrebi bir atıyor, bir yıl geçiyordu, sonra bir daha atıyordu.