kimi zaman, vazgeçilmez olduğunu, sen olmazsan dünyanın yerle bir olacağını, en azından hiçbir işin ilerleyemeyeceğini hissedersin. ama sonra bir şey olur ve şunu fark edersin:
*vazgeçilmez değilsin,
*vazgeçilmez olmamak hiç de fena bir şey değil.
babam yarım dakika kadar düşündü, sonra bana dönüp, ''sence yapabilir misin?'' dedi. başımla onayladım, yapabileceğimi düşündüğümden değil, bana sorma şekli yüzünden.
erkek erkeğe, birbirimize saygı gösterdiğimizden.
ilk tedaviden sonra içine yuvarlandığım derin bunalım günden güne yok oldu. futbol oynamak ve gazoz içmek dahil eskiden yaptığım her şeyi yapmaya başladım. başka bir deyişle, onlardan çok farklı olmak istememe rağmen yaşıtlarımın arasına karıştım.
bu bütün ergenlerin mustarip olduğu bir tür şizofrenidir. farklı olmayı hayal ederken, aynı olmak için ellerinden geleni yaparlar.
billy ağlanmayı hak eden şeyler gördüğü halde pek az ağladı ve o bakımdan, hiç değilse, şarkıdaki isa'ya benzer oldu:
''inekler möö der,
bebek uyanır.
ama minik isa efendimiz
ağlamaya tenezzül etmez.''
''dert değil,'' dedi billy. ''hiçbir şey mesele olmadı, herkes yapması gerekeni yapıyor. bunu tralfamadore'da öğrendim.''